Özet sayfa C1
Temeller
Sesler ve IPA
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| IPA | her ses için bir simge, eğik çizgiler arasında yazılır | book /bʊk/ | kitap |
| Yazım ve ses | yazım ile ses çoğu zaman farklıdır: photo sözcüğünde ne /p/ ne de /h/ sesi vardır | photo /ˈfəʊtəʊ/ | fotoğraf |
| ː / ˈ | ː ünlüyü uzatır; ˈ vurgulu hecenin önüne gelir | food /fuːd/ · teacher /ˈtiːtʃə/ | yiyecek / öğretmen |
| Ünsüz simgeleri | bazı simgeler yazımdan farklıdır: ch → /tʃ/, j → /dʒ/, y → /j/ | chair / job / yes | sandalye / iş / evet |
| A1İki heceli sözcüklerde vurgu | isim ve sıfatların çoğu: ilk hece; fiillerin çoğu: ikinci hece | ˈteacher / beˈgin | öğretmen / başlamak |
| A1-tion / -sion / -ic | vurgu, ekten önceki hecededir | inforˈmation / fanˈtastic | bilgi / fantastik |
| A1Zayıf ünlü | vurgusuz ünlüler çoğu zaman zayıf /ə/ sesidir | about /əˈbaʊt/ | hakkında |
| A1US | /ɒ/ sesi /ɑː/ olur, /əʊ/ sesi /oʊ/ olur, /r/ sesi ise ünlülerden sonra da okunur | hot /hɑːt/ · car /kɑːr/ | sıcak / araba |
| B2Sözcük aileleri | her sonek kendi vurgusunu belirler, bu yüzden vurgu yer değiştirir | ˈphotograph / phoˈtographer / photoˈgraphic | fotoğraf / fotoğrafçı / fotografik |
| B2İsim ve fiil | isimde vurgu birinci hecede, fiilde ikinci hecededir | a ˈrecord ≠ to reˈcord | kayıt ≠ kaydetmek |
| C1İkincil vurgu | uzun sözcüklerde ana vurgudan ˈ önce ˌ bulunur | information /ˌɪnfəˈmeɪʃn/ | bilgi |
| A1Tuzak | kısa /ɪ/ ile uzun /iː/ farklı sözcükler oluşturur | ship /ʃɪp/ · sheep /ʃiːp/ | gemi / koyun |
| A1Tuzak | th, /θ/ ya da /ð/ olarak okunur | think /θɪŋk/ · this /ðɪs/ | düşünmek / bu |
Sayılar
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| 0–12 | her sayının kendi sözcüğü vardır; -teen 13’te başlar | zero / eleven / twelve | sıfır / on bir / on iki |
| -teen | 13–19 vurgulu -teen alır; 13, 15 ve 18’de ilk bölüm değişir | thirteen /θɜːˈtiːn/ · fifteen · eighteen | on üç / on beş / on sekiz |
| -ty | onluklar -ty ile biter ve vurgu ilk bölümdedir | thirty /ˈθɜːti/ · forty | otuz / kırk |
| 21–99 | ten + tire + birim | twenty-one / forty-five | yirmi bir / kırk beş |
| hundred, thousand, million | sayıdan sonra tekil kalırlar; and, hundred sözcüğünden sonra gelir | two hundred and fifty / five million | iki yüz elli / beş milyon |
| Sıra sayıları | şeylerin sırasını bildirir: first, second, third; 4’ten itibaren -th eklenir | My flat is on the second floor. / the fourth of July | Dairem ikinci katta. / Temmuz’un dördü |
| Kısaltılmış yazım | sayı + sözcüğün son iki harfi | 1st / 2nd / 3rd / 4th | birinci / ikinci / üçüncü / dördüncü |
| Bileşik sıra sayıları | yalnızca son sözcük değişir | twenty-first / a hundred and second | yirmi birinci / yüz ikinci |
| Telefon numaraları | her rakam ayrı söylenir; 0 oh olarak okunur; iki aynı rakam double ile söylenir | 077 → oh double seven | sıfır, yedi, yedi |
| Virgül ve nokta | virgül binlik basamaklarını ayırır; nokta ondalık kısmı ayırır | 1,500 / 2.5 → two point five | bin beş yüz / iki virgül beş |
| B2Kesirler | sayı artı sıra sayısı; birden büyükse -s eklenir | a third / three quarters | üçte bir / dörtte üç |
| B2İsimden önce | sayı + tire + tekil isim | a ten-minute walk / a five-year-old boy | on dakikalık bir yürüyüş / beş yaşında bir çocuk |
| C1Oranlar | iki nokta to diye okunur; oranlar in ile söylenir | 3:1 → three to one / one in three | üçe bir / üçte bir |
| Tuzak | five, nine, twelve ve twenty sıra sayılarında yazımını değiştirir | fifth / ninth / twelfth / twentieth | beşinci / dokuzuncu / on ikinci / yirminci |
| Tuzak | forty sözcüğünde, fourteen sözcüğündeki u yoktur | fourteen ≠ forty | on dört, kırk |
Bağlı konuşma ve tonlama
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Zayıf biçimler | işlev sözcükleri cümle içinde zayıf, cümlenin sonunda güçlüdür | a cup of tea /ə ˈkʌp əv ˈtiː/ | bir fincan çay |
| Cümle vurgusu | içerik sözcükleri vurgu taşır, işlev sözcükleri zayıf kalır | We want to go to the park. | Parka gitmek istiyoruz. |
| Bağlama | sondaki ünsüz sonraki ünlüyle birleşir; /r/, /j/ ve /w/ ünlüleri bağlar | turn off /tɜː.nɒf/ | kapatmak |
| Ses düşmesi ve benzeşme | t ve d ünsüzler arasında düşer; sondaki ünsüz sonrakine uyar | next day /neks deɪ/ · ten boys /tem bɔɪz/ | ertesi gün / on oğlan |
| Tonlama | bildirme cümlelerinde ve wh- sorularında düşer, evet/hayır sorularında yükselir | Where do you live? ↘ / Do you live here? ↗ | Nerede yaşıyorsun? / Burada mı yaşıyorsun? |
| Karşıtlık vurgusu | karşıtlığı taşıyan sözcük vurgulanır | I didn't say he stole her money. | Onun parasını çaldığını söylemedim. |
| C1Gündelik kısaltmalar | you, d ve t ile kaynaşır; going to yerine gonna kullanılır; h düşer | did you /ˈdɪdʒuː/ · going to gonna | sen … mı? / yapacağım |
| C1Tutum | aynı sözcükler tona göre anlam değiştirir | Really? ↗ / Really? ↘↗ | Gerçekten mi? / Gerçekten mi? |
| C1Odak | yeni bilgi vurgu alır; bilinen sözcükler vurguyu kaybeder | Who broke it? — Tom broke it. | Bunu kim kırdı? — Tom kırdı. |
| C1Tuzak | bildirme cümleleri düşer; sondaki yükselme soru gibi duyulur | I live in Leeds. ↘ | Leeds’te yaşıyorum. |
Yazım kuralları
| Konu | Kural | Örnek |
|---|---|---|
| Ünsüz ikilenmesi | tek vurgulu ünlüden sonra son ünsüz ikilenir | begin → beginning / visit → visited |
| Okunmayan e | ünlüden önce düşer, ünsüzden önce kalır | hope → hoping / hope → hopeful |
| ünsüz + y | y, i olur; ancak -ing öncesinde kalır | study → studied / study → studying |
| ie ve ei | /iː/ için ie, ancak c harfinden sonra ei | believe / receive |
| -able / -ible | -able tam bir sözcükten sonra, -ible sözcük olmayan bir kökten sonra | comfortable / possible |
| Önekler | iki parça da bütün harflerini korur; in-, il-, im-, ir- olur | mis + spell → misspell / in + possible → impossible |
| Okunmayan harfler | bazı yazımlarda okunmayan bir harf bulunur | knee / lamb / night |
| İngiliz ve Amerikan | İngiliz -our, -re, -ise; Amerikan -or, -er, -ize | colour (ABD: color) / centre (ABD: center) |
| Tuzak | -ful tek l içerir, bu yüzden -fully iki l içerir | She works carefully. |
| C1/ʃn/ sesi | -tion; l, n, r harflerinden sonra -sion; kısa ünlüden sonra -ssion | action / tension / mission |
| C1Aynı ses | yazımı cümlenin dil bilgisi belirler | The dog wagged its tail. / It's late. |
| C1Tuzak | iki çift ikiz harf: cc ve rr, cc ve mm | occurrence / accommodate |
Noktalama ve büyük harfler
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Cümle sonu | dolaylı sorudan sonra nokta, doğrudan sorudan sonra soru işareti | She asked where I was going. / Where are you going? | Nereye gittiğimi sordu. / Nereye gidiyorsun? |
| Virgül: cümleler | baştaki cümleden sonra; but, so ve yet öncesinde | If it rains, we stay in. / I was tired, so I went home. | Yağmur yağarsa evde kalırız. / Yorgundum, bu yüzden eve gittim. |
| Virgül: ara ifadeler | ek bilginin iki yanında bir çift virgül | Anna, who lives here, is a nurse. | Burada yaşayan Anna bir hemşire. |
| Kesme işareti | kısaltmalar ve sahiplik; çoğulda ve its sözcüğünde kullanılmaz | I don’t know. / two CDs / the dog wagged its tail | Bilmiyorum. / iki CD / köpek kuyruğunu salladı |
| İki nokta ve noktalı virgül | iki nokta açıklama başlatır; noktalı virgül ilgili cümleleri bağlar | Two options: stay or go. / Tom likes tea; Ana likes coffee. | İki seçenek var: kalmak ya da gitmek. / Tom çayı sever; Ana kahveyi sever. |
| Kısa çizgi ve tire | isimden önce kısa çizgi, sonra yok; aralıklar için orta tire | a well-known author / the years 1990–2000 | tanınmış bir yazar / 1990–2000 yılları |
| Tırnak işareti | tek tırnak; konuşanı belirtmeden önce virgül tırnağın içinde kalır | ‘Come in,’ she said. | “İçeri gel,” dedi. |
| Büyük harfler | İngilizcede özel adlar, uyruklar, diller, günler ve aylar büyük harfle başlar; mevsimler başlamaz | She teaches Spanish on Mondays in summer. | Yazın pazartesi günleri İspanyolca öğretir. |
| C1Virgül ve anlam | virgüllü cümle ek bilgi verir; virgülsüz cümle kimden söz edildiğini belirtir | my brother who lives in Leeds ≠ my brother, who lives in Leeds, | Leeds’te yaşayan erkek kardeşim / erkek kardeşim, ki Leeds’te yaşıyor, |
| C1Cümle başı öbekleri | başta gelen ortaç öbeğinden veya bağımsız yapıdan sonra virgül gelir; that öncesinde virgül yoktur | Having finished, she left. / The work done, they went home. | İşini bitirince gitti. / İş bitince eve gittiler. |
| C1Tire, iki nokta, noktalı virgül | iki nokta açıklar, noktalı virgül dengeler, tire vurgular | I knew the answer – but I said nothing. | Cevabı biliyordum – ama bir şey söylemedim. |
| Tuzak | its sahipliği gösterir; it’s = it is veya it has | The dog wagged its tail. ≠ It’s raining. | Köpek kuyruğunu salladı. / Yağmur yağıyor. |
İsimler ve belirleyiciler
Artikeller: a, an, the
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim | a ünsüz sesten önce, an ünlü sesten önce | a book / an apple | bir kitap / bir elma |
| a / an | tek bir şey, bir meslek ya da ilk anılış | She's a doctor. | O bir doktor. |
| the | ikimizin de bildiği ya da daha önce anılmış bir şey | There's a cat. The cat is black. | Bir kedi var. Kedi siyah. |
| the | tek olan; üstünlük dereceleri ve sıra sayıları | the sun / the best / the first time | güneş / en iyi / ilk kez |
| A2the | nehirler, denizler, okyanuslar, dağ silsileleri | the Thames / the Atlantic / the Alps | Thames / Atlantik / Alpler |
| A2the | çoğul adlı ülkeler; adında Kingdom veya States geçenler | the UK / the USA / the Netherlands | Birleşik Krallık / ABD / Hollanda |
| B1the | the + sıfat bir insan grubu anlamına gelir | the rich / the young | zenginler / gençler |
| Artikel yok | genel anlamda çoğul ve sayılamayan isimler; öğünler; özel adlar | I like dogs. / We have lunch at two. | Köpekleri severim. / Öğle yemeğini ikide yeriz. |
| A2Artikel yok | home, work, school, bed; by sonrasında ulaşım araçları | go home / at work / by bus | eve gitmek / işte / otobüsle |
| B1Artikel yok | hospital, prison, church işlevleri için; the binanın kendisi için | He's in hospital. | Hastanede yatıyor. |
| B2Genel | çoğul ve soyut isimler artikel almaz; the bir türün tamamını anlatır | Dogs are loyal. / The tiger is endangered. | Köpekler sadıktır. / Kaplan nesli tükenmekte olan bir türdür. |
| B2Yerler | the takımadalar, çöller, oteller ve gemiler için; göller ve sokaklar için artikel yok | the Sahara / Lake Garda | Sahra / Garda Gölü |
| C1Özel adlar | the aile veya müzik grubu için; havalimanları için artikel yok | the Smiths / Heathrow | Smith ailesi / Heathrow |
| C1Soyut isim | sıfat aldığında a / an alabilir | a deep understanding | derin bir anlayış |
| Tuzak | ilk ses belirler, harf değil | a university / an hour | bir üniversite / bir saat |
| Tuzak | çoğu ülkede artikel kullanılmaz | I live in Spain. | İspanya’da yaşıyorum. |
Sayılabilir ve sayılamayan isimler
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Sayılabilir | a / an tekilde, -s çoğulda | a book / two books | bir kitap / iki kitap |
| Sayılamayan | maddeler, malzemeler, kavramlar: a / an almaz, çoğul olmaz | I like music. | Müziği severim. |
| Fiil | tekil fiil, news için de | The water is cold. / The news is good. | Su soğuk. / Haberler iyi. |
| Birim | bir birimle sayılır; birim çoğul alır | a glass of water / a piece of advice / two cups of coffee | bir bardak su / bir tavsiye / iki fincan kahve |
| A2Nesne grupları | nesne grupları da sayılamayan isimlerdir | furniture / luggage / homework | mobilya / bagaj / ev ödevi |
| A2Her iki tür | bazı isimler her iki türdendir; anlam değişir | I like coffee. ≠ Two coffees, please. | Kahveyi severim. / İki kahve, lütfen. |
| B2Topluluk isimleri | grup için tekil fiil, üyeleri için çoğul fiil | The team is winning. ≠ The team are arguing. | Takım kazanıyor. / Takım tartışıyor. |
| B2-s ile biten isimler | bazıları tekil, bazıları çoğul fiille kullanılır | Mathematics is hard. / My savings are small. | Matematik zor. / Birikimlerim az. |
| C1Soyut isim | sıfatla birkaçı a / an alabilir | She has a good knowledge of French. | İyi düzeyde Fransızca bilgisi var. |
| C1Yalnızca çoğul olan isimler | bazılarının kendine özgü bir anlamı vardır | good manners / high spirits | iyi görgü / yüksek moral |
| Tuzak | advice ve information: some veya a piece of | a piece of advice / some advice | bir tavsiye / biraz tavsiye |
| Tuzak | work sayılamayan bir isimdir; a job sayılabilir bir isimdir | She has a good job. | İyi bir işi var. |
Miktar sözcükleri: some, any, much, many
| Kullanım | Sayılabilir çoğul isim | Sayılamayan isim |
|---|---|---|
| Olumlu | some apples / a lot of apples | some milk / a lot of milk |
| Olumsuz | not any apples / not many apples | not any milk / not much milk |
| Soru | any apples? / many apples? | any milk? / much milk? |
| How…? | How many apples? | How much milk? |
| A2Teklif, rica | Would you like some apples? | Can I have some milk? |
| A2Az bir sayı ya da miktar | a few apples | a little milk |
| A2Hiçbir: no + isim | no apples | no milk |
| B1Yetersiz | few apples | little milk |
| B1Hiçbiri: none of + isim | None of the apples | None of the milk |
| B2Hepsi | all the apples | all the milk |
| B2Büyük bir sayı ya da miktar | a large number of apples | a great deal of milk |
| C1Neredeyse hiç | hardly any apples | hardly any milk |
İşaret sözcükleri: this, that, these, those
| Kullanım | Yakın | Uzak |
|---|---|---|
| Tekil isimden önce | this bag | that bag |
| Çoğul isimden önce | these shoes | those shoes |
| Tek başına, is ile | This is my bag. | That is my bag. |
| Tek başına, are ile | These are my keys. | Those are my shoes. |
| Kişileri tanıştırma | This is Ana. | — |
| Telefonda | Hi, this is Tom. | Is that Ana? (ABD: Is this Ana?) |
| A1Bilinen bir ismin yerine | I like this one. | I like that one. |
| A1Zaman: şimdi / o zaman | this morning | that day |
| A1Az önce söylenen ya da yapılan bir şey | — | That's great! |
| B2Konuşma ve metin | This is what I mean: we need time. | That's why I called. |
| B2Derece | I didn't expect it to be this good. | It isn't that bad. |
| C1Karşılaştırmada bir ismin yerine geçme | — | warmer than that of England |
| C1Özetleyici isim | This development worried us. | — |
İyelik 's
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Tekil isim | + 's | Ana's car | Ana’nın arabası |
| -s ile biten çoğul | + ' | my parents' house | anne babamın evi |
| Düzensiz çoğul | + 's | the children's room | çocukların odası |
| İki sahip | 's son isme eklenir | Tom and Ana's flat | Tom ile Ana’nın dairesi |
| 's veya of | insanlar ve hayvanlar için 's, eşyalar için of | the end of the film | filmin sonu |
| İsim olmadan | birinin evi veya dükkânı | at the doctor's | doktorun muayenehanesinde |
| Sözcük sırası | önce sahip, sonra şey, artikel yok | my sister's phone | kız kardeşimin telefonu |
| B2Zaman ve ölçü | zaman dilimleri ve miktarlarla 's veya ' kullanılır | a week's holiday / ten minutes' walk | bir haftalık tatil / on dakikalık yürüyüş |
| B2Çifte iyelik | of ve 's almış sahip: birçoğundan biri | a friend of Tom's | Tom’un bir arkadaşı |
| C1Sınıflandıran 's | 's bir sahibi değil, şeyin türünü gösterir | a women's magazine | bir kadın dergisi |
| C1-s ile biten adlar | -s ile biten bir addan sonra 's veya ' | Dickens's novels / Socrates' ideas | Dickens’ın romanları / Sokrates’in fikirleri |
| Tuzak | Whose sahibi sorar; Who's, who is anlamına gelir | Whose bag? ≠ Who's there? | Kimin çantası? / Orada kim var? |
İsim öbekleri ve isimleştirme
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Konumlar | ön belirleyici, belirleyici, sayı, sıfat, isim niteleyici, ana isim | all the other ten new bus drivers | diğer on yeni otobüs şoförünün hepsi |
| Sıra | sıra sayısı asıl sayıdan önce gelir; all, both ve half belirleyiciden önce gelir | the first three days / all my friends | ilk üç gün / tüm arkadaşlarım |
| İsimden sonra | edat öbeği, to ile mastar, that ile cümle, of öbeği, apozisyon | a chance to win / the house on the hill | kazanma şansı / tepedeki ev |
| İsimden önce | tekil isim niteleyici, -ing ya da -ed ile biten sıfat; en fazla üç | a bus ticket / a broken window | bir otobüs bileti / kırık bir pencere |
| Ana öğe olarak | bir sıfat, one ya da mine tüm öbeğin yerini tutabilir | The injured were treated quickly. / I'll take the red one. | Yaralılara hemen müdahale edildi. / Kırmızı olanı alacağım. |
| C1İsimleştirme | isim eylemi adlandırır; nesnesi of ile sonra gelir | They destroyed the city. → the destruction of the city | Şehri yok ettiler. → şehrin yok edilmesi |
| C1Destek fiili | genel bir fiil, isimdeki eylemi taşır | make a decision / carry out an analysis | karar vermek / analiz yapmak |
| C1Kabuk isim (shell noun) | bir isim, önceki bir cümleyi özetler | The company cut prices. This move surprised its rivals. | Şirket fiyatları düşürdü. Bu hamle rakiplerini şaşırttı. |
| C1Üslup | konuşmada fiiller, resmî ve akademik yazıda isimler | We analysed (ABD: analyzed) the data. ≠ An analysis of the data was performed. | Verileri analiz ettik. ≠ Verilerin bir analizi yapıldı. |
| Tuzak | birim, bir isimden önce tekil kalır | a five-day course | beş günlük bir kurs |
Zamirler
Kişi zamirleri
| Konu | Zamirler | Kural | Örnek |
|---|---|---|---|
| Özne | I / you / he / she / it / we / they | fiilden önce gelir | She's a teacher. |
| A1Nesne | me / you / him / her / it / us / them | fiilden ya da edattan sonra gelir | Can you help me? |
| İyelik + isim | my / your / his / her / its / our / their | isimden önce gelir, artikel almaz | My name is Tom. |
| A1Tek başına iyelik | mine / yours / his / hers / ours / theirs | tek başına kullanılır, isim almaz | This bag is mine. |
| Hava durumu, saat | it | gerçek özne yok: it onun yerini tutar | It's cold today. |
| B2Önceleyen it | it | daha sonra gelen mastarın ya da yan cümlenin yerini tutar | It is important to rest. |
| B2Tekil they | they | tek kişi, cinsiyeti bilinmiyor; çoğul fiil | If a student is late, they must sign in. |
| C1Hâl | I / me | edattan sonra nesne biçimi gelir, ikili grupta bile | This is between you and me. |
| C1Genel anlamlı zamirler | one / you / we / they | one resmî, you gündelik dilde kullanılır | One should check the facts. / You never know. |
| Tuzak | its | its kesme işareti almaz; it's = it is | The dog wants its food. |
| A1Tuzak | yours / hers / ours / theirs | kesme işareti yok | Is this yours? |
Fiiller
Have ve have got
| Biçim | have | have got |
|---|---|---|
| Olumlu: I / you / we / they | I have a car. | I've got a car. |
| Olumlu: he / she / it | She has a car. | She's got a car. |
| Olumsuz: I / you / we / they | I don't have a car. | I haven't got a car. |
| Olumsuz: he / she / it | He doesn't have a car. | He hasn't got a car. |
| Soru: I / you / we / they | Do you have a car? | Have you got a car? |
| Soru: he / she / it | Does she have a car? | Has she got a car? |
| Kısa cevap | Yes, I do. / No, I don't. | Yes, I have. / No, I haven't. |
| Eylemler: yalnızca have | I have breakfast at 8. | — |
| Üslup | nötr, yazıda da | resmî olmayan, çoğunlukla konuşmada |
| B2Ettirgen: have / get + isim + past participle | I had my hair cut. / I got the car fixed. | — |
| B2Biri yapar | I had him check it. / I got him to help. | — |
| C1Nesne + -ing | The joke had us laughing. | — |
| C1Kalıplaşmış kullanımlar | Rumour has it that she is leaving. | — |
There is ve there are
| Biçim | Tekil | Çoğul | Sayılamayan |
|---|---|---|---|
| Olumlu | There is a park. | There are two parks. | There is some milk. |
| Kısa biçim | There's a park. | — | There's some milk. |
| Olumsuz | There isn't a park. | There aren't any parks. | There isn't any milk. |
| Soru | Is there a park? | Are there any parks? | Is there any milk? |
| How many, how much | — | How many parks are there? | How much milk is there? |
| Kısa cevap | Yes, there is. / No, there isn't. | Yes, there are. / No, there aren't. | Yes, there is. / No, there isn't. |
| B2Diğer fiiller ve zamanlar | There seems to be a problem. | There have been two accidents. | There will be some rain. |
| B2Tümleç | There's someone waiting. | There are two windows broken. | There's nothing to do. |
| C1Ortaç yantümcesi | There being no objection, we went ahead. | — | — |
| C1Resmî fiiller | There followed a long silence. | There are said to be ghosts here. | — |
Düzensiz fiiller tablosu
| Kalıp | Yalın hâl | Simple Past | Past Participle |
|---|---|---|---|
| Üç biçim de aynı | put | put | put |
| -ought / -aught | buy | bought | bought |
| Simple Past ve Past Participle -d ile biter | make | made | made |
| B1Sondaki -d, -t olur | build | built | built |
| A2Uzun ünlü kısalır, -t eklenir | keep | kept | kept |
| /iː/ sesi /e/ olarak kısalır | meet | met | met |
| Ünlü değişir, Simple Past = Past Participle | sit | sat | sat |
| Past Participle = yalın hâl | come | came | come |
| i → a → u | drink | drank | drunk |
| Past Participle -en ile biter | take | took | taken |
| Past Participle -n / -ne | go | went | gone |
| Kullanım | — | tamamlanmış eylemler: I went to Madrid. | have sonrasında: I have gone there. |
| B2İki geçerli biçim | learn | learnt / learned | learnt / learned |
| B2Karıştırılan çiftler | lie / lay | lay / laid | lain / laid |
| B2Bileşik fiil, temel fiilinin biçimlerini alır | undertake | undertook | undertaken |
| C1Daha seyrek kullanılan fiiller aynı kalıpları izler | weave | wove | woven |
Phrasal verbs
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Phrasal verb | fiil + parçacık; parçacık fiile yeni bir anlam kazandırır | I'm looking for my keys. | Anahtarlarımı arıyorum. |
| Ayrılabilir | isim, parçacıktan önce ya da sonra gelir | Turn off the light. / Turn the light off. | Işığı kapat. |
| Ayrılamaz | nesne her zaman parçacıktan sonra gelir | Look after the baby. | Bebeğe göz kulak ol. |
| Günlük rutin | wake up, get up, put on, take off, turn on | She puts on her coat. | Paltosunu giyer. |
| Gitmek ve gelmek | go out, come in, come back, pick up | I pick up the children at three. | Çocukları saat üçte alırım. |
| Aramak ve öğrenmek | look for, look after, look up, find out, fill in | Look up the word. | Sözcüğü sözlükte ara. |
| B1Devam etmek ve durmak | carry on, run out of, get on with, look forward to | We ran out of milk. | Sütümüz bitti. |
| B2Üç parçalı fiiller | fiil + parçacık + edat; nesne edattan sonra gelir | I can't put up with the noise. | Bu gürültüye katlanamıyorum. |
| C1Phrasal verb’lerden türeyen isimler | isimde vurgu ilk parçaya düşer: breakdown | The car had a breakdown. | Araba arıza yaptı. |
| Tuzak | ayrılabilir fiilde zamir ortada yer alır | Turn it off. | Onu kapat. |
| B1Tuzak | look forward to ile isim ya da -ing biçimi kullanılır | I look forward to seeing you. | Seni görmeyi dört gözle bekliyorum. |
Gerund mu, mastar mı
| Biçim | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| fiil + -ing | enjoy, finish, mind, avoid, suggest fiillerinden sonra | I enjoy cooking. | Yemek yapmaktan hoşlanırım. |
| fiil + to + V | want, decide, hope, plan, need fiillerinden sonra | They decided to move. | Taşınmaya karar verdiler. |
| want / need / would like + kişi + to + V | to sözcüğünden önce bir kişi gelebilir | I want you to come. | Gelmeni istiyorum. |
| edat + -ing | edattan sonra: interested in, before, without | Wash your hands before eating. | Yemekten önce ellerini yıka. |
| -ing özne olarak | -ing biçimi isim gibi kullanılır | Swimming is good for you. | Yüzmek sağlığa iyi gelir. |
| look forward to + -ing | to burada bir edattır | I look forward to seeing you. | Seni görmeyi dört gözle bekliyorum. |
| stop + -ing / to + V | -ing bıraktığı anlamına gelir; to sigara içmek için durduğu anlamına gelir | He stopped smoking. / He stopped to smoke. | Sigarayı bıraktı. / Sigara içmek için durdu. |
| remember + -ing / to + V | -ing eylemi hatırlamak demektir; to unutmamak demektir | I remember locking it. / Remember to lock it. | Kilitlediğimi hatırlıyorum. / Kilitlemeyi unutma. |
| try + -ing / to + V | -ing bir şeyi denemek demektir; to çaba göstermek demektir | Try adding salt. / I tried to open it. | Tuz eklemeyi dene. / Açmaya çalıştım. |
| Her iki biçim | like, love, hate, prefer: anlam hemen hemen aynı | I like swimming. / I like to swim. | Yüzmeyi severim. / Yüzmek hoşuma gider. |
| B2fiil + kişi + to + V | advise, tell, allow, warn, force fiillerinden sonra | She told me to wait. | Bana beklememi söyledi. |
| B2make / let / have + kişi + V | yalın fiil gelir, to olmadan | The film made me cry. | Film beni ağlattı. |
| B2-ing ile kalıplaşmış yapılar | no use, no point in, can't help, object to | It's no use complaining. | Şikâyet etmenin faydası yok. |
| B2Tamamlanmış ve edilgen biçimler | to have done, having done, to be done, being done | I'm glad to have met you. | Seninle tanıştığıma sevindim. |
| B2soru sözcüğü + to + V | know, ask, tell, show, decide fiillerinden sonra | I don't know what to do. | Ne yapacağımı bilmiyorum. |
| C1seem / appear / tend + to + V | ayrıca to be doing ve to have done | She appears to have been crying. | Ağlamış gibi görünüyor. |
| C1Sabit ifadelerden sonra to’suz mastar | had better, would rather, rather than, why not | You had better leave now. | Şimdi gitsen iyi olur. |
Nesneler ve tümleçler
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| İki nesne | kişi başta ya da to veya for ile sonda | He gave her a book. / He gave a book to her. | Ona bir kitap verdi. / Kitabı ona verdi. |
| To mu, for mu | give, send, show ile to; buy, make, cook ile for | She sent a card to him. / He made a cake for her. | Ona bir kart gönderdi. / Onun için bir pasta yaptı. |
| Nesne ve tümleç | nesneden sonra sıfat, isim ya da as ve bir isim gelir | This makes me happy. / They elected him president. / They regard him as a hero. | Bu beni mutlu ediyor. / Onu başkan seçtiler. / Onu bir kahraman olarak görüyorlar. |
| Her iki kullanım | break, open, start, move: nesneyle ya da nesnesiz | The window broke. / He broke the window. | Pencere kırıldı. / Pencereyi kırdı. |
| Fiil çiftleri | rise, lie ve arrive nesne almaz; raise, lay ve reach nesne gerektirir | Prices rise. / They raise prices. | Fiyatlar yükseliyor. / Fiyatları yükseltiyorlar. |
| Karşılıklı fiiller | meet, marry ve kiss öbür kişiyi doğrudan alır | We met. / I met him. | Tanıştık. / Onunla tanıştım. |
| C1Nesne ve -ing biçimi | catch, find, keep ve leave bir nesne ve bir -ing biçimi alır | I caught him stealing. / Don't keep me waiting. | Onu çalarken yakaladım. / Beni bekletme. |
| C1Sonuç | nesneden sonraki sıfat, eylemin nesneyi hangi durumda bıraktığını söyler | She wiped the table clean. / He shouted himself hoarse. | Masayı silip temizledi. / Bağırmaktan sesi kısıldı. |
| C1Zarf tümleci | put, live, last ve cost bir yer, bir süre ya da bir miktar gerektirir | Put it on the table. / It costs five pounds. | Onu masanın üstüne koy. / Beş pound tutuyor. |
| C1Sahte nesneler | fiilin kendi kökünden gelen bir isim ya da anlamsız it | She lived a happy life. / They hit it off. | Mutlu bir hayat yaşadı. / Hemen kanları kaynadı. |
| Tuzak | explain, suggest ve say kişiyi to ile sonra getirir | She explained the rule to me. | Bana kuralı açıkladı. |
| C1Tuzak | last bir süreyi doğrudan alır, for kullanılmaz | The film lasts two hours. | Film iki saat sürüyor. |
Zamanlar
Zaman haritası
| Zaman | Biçim | Anlam | Örnek |
|---|---|---|---|
| Simple Present | V / V-s | alışkanlıklar, gerçekler, kalıcı durumlar | I always walk to work. |
| Present Continuous | am / is / are + V-ing | şu an, geçici durumlar | I'm working now. |
| A2Present Perfect | have / has + V-ed | şimdiyle ilgili geçmiş olaylar | I've never been to Rome. |
| Simple Past | V-ed / irregular | bitmiş olaylar | I worked yesterday. |
| A2Past Continuous | was / were + V-ing | geçmişteki bir anda süren eylem | I was working at eight. |
| A2Used to | used to + V | geçmişteki alışkanlıklar ve durumlar, artık sona ermiş | I used to swim when I was a child. |
| B1Past Perfect | had + V-ed | başka bir geçmiş olaydan önce | She had left before I arrived. |
| Going to | am / is / are going to + V | planlar, kanıta dayalı tahminler | We're going to cook tonight. |
| Present Continuous gelecek için | am / is / are + V-ing | kararlaştırılmış planlar | I'm leaving tomorrow. |
| A2Will | will + V | kararlar, teklifler, sözler, görüşler | I think it'll rain. |
| A2Simple Present gelecek için | V / V-s | tarifeler | The train leaves at six. |
| B1Future continuous | will be + V-ing | gelecekteki bir anda süren eylem | This time tomorrow I'll be flying. |
| B2Present perfect continuous | have / has + been + V-ing | şimdiye kadar süren bir etkinlik | I've been working all day. |
| B2Past perfect continuous | had been + V-ing | geçmişteki bir andan önceki neden ya da süre | She was tired. She had been working all night. |
| B2Future perfect | will have + past participle | gelecekteki bir zamana kadar tamamlanmış | By Friday I'll have finished. |
| C1Future perfect continuous | will have been + V-ing | bir etkinliğin gelecekteki bir zamana kadar süren süresi | By June I'll have been working here for ten years. |
| C1Historic present | V / V-s | geçmiş olayların canlı anlatımı | Suddenly the door opens. |
Basit zamanlar (Simple)
| Zaman | Soru | Olumlu | Olumsuz | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Yardımcı | Özne | Fiil | Özne | Yardımcı | Fiil | Özne | Yardımcı | Fiil | |||
| A2Gelecek zaman | Will | I | work? | I | will | work. | I | won't | work. | ||
| you | You | You | |||||||||
| he | He | He | |||||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| we | We | We | |||||||||
| they | They | They | |||||||||
| Şimdiki zaman | Do | I | work? | I | work. | I | don't | work. | |||
| you | You | You | |||||||||
| Does | he | He | works. | He | doesn't | ||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| Do | we | We | work. | We | don't | ||||||
| they | They | They | |||||||||
| Geçmiş zaman | Did | I | work? | I | worked. | I | didn't | work. | |||
| you | You | You | |||||||||
| he | He | He | |||||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| we | We | We | |||||||||
| they | They | They | |||||||||
B2–C1
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Anlatımda şimdiki zaman | fıkralar, manşetler, olay örgüsü özetleri, canlı anlatım, aktarma fiilleri | A man walks into a pub. | Bir adam bara giriyor. |
| C1Tarihî şimdiki zaman | geçmişi anlatırken canlılık için şimdiki zamana geçiş | Suddenly the door opens. | Birden kapı açılıyor. |
| C1Mesafe ve nezaket | Simple Past, şimdiyle ilgili bir ricayı ya da soruyu yumuşatır | Did you want to see me? | Beni görmek mi istemiştiniz? |
| C1Edim fiilleri | fiili söylemek eylemi yapmaktır | I promise to be on time. | Zamanında olacağıma söz veriyorum. |
Sürekli zamanlar (Continuous)
| Zaman | Soru | Olumlu | Olumsuz | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Yardımcı | Özne | Fiil | Özne | Yardımcı | Fiil | Özne | Yardımcı | Fiil | |||
| B1Gelecek zaman | Will | I | be working? | I | will be | working. | I | won't be | working. | ||
| you | You | You | |||||||||
| he | He | He | |||||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| we | We | We | |||||||||
| they | They | They | |||||||||
| Şimdiki zaman | Am | I | working? | I | am | working. | I | am not | working. | ||
| Are | you | You | are | You | aren't | ||||||
| Is | he | He | is | He | isn't | ||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| Are | we | We | are | We | aren't | ||||||
| they | They | They | |||||||||
| A2Geçmiş zaman | Was | I | working? | I | was | working. | I | wasn't | working. | ||
| Were | you | You | were | You | weren't | ||||||
| Was | he | He | was | He | wasn't | ||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| Were | we | We | were | We | weren't | ||||||
| they | They | They | |||||||||
B2–C1
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Continuous ile always | tekrarlanan, can sıkıcı ya da şaşırtıcı eylemler | He's always losing his keys. | Sürekli anahtarlarını kaybediyor. |
| İki anlamlı fiiller | yalnızca eylem anlamı Continuous alır | I think so. / I'm thinking about it. | Bence öyle. / Bunu düşünüyorum. |
| Nazik ve çekingen | Continuous bir ricayı ya da umudu yumuşatır | I was wondering if you could help. | Yardım edebilir misiniz diye merak ediyordum. |
| Continuous mastar | şimdiyle ilgili tahmin: kip fiili ya da seem, sonra be ve -ing alan fiil | She must be working. | Şu an çalışıyor olmalı. |
| C1Anlatımda şimdiki zaman | anekdotlar, canlı anlatım ve sahne yönergeleri | So I'm walking home and I see Tom. | Eve doğru yürüyorum ve Tom'u görüyorum. |
| C1Vurgu için durum fiilleri | yeni ya da geçici olarak vurgulanan bir duygu | I'm loving it. | Buna bayılıyorum. |
Tamamlanmış zamanlar (Perfect)
| Zaman | Soru | Olumlu | Olumsuz | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Yardımcı | Özne | Fiil | Özne | Yardımcı | Fiil | Özne | Yardımcı | Fiil | |||
| Present Perfect | Have | I | worked? | I | have | worked. | I | haven't | worked. | ||
| you | You | You | |||||||||
| Has | he | He | has | He | hasn't | ||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| Have | we | We | have | We | haven't | ||||||
| they | They | They | |||||||||
| B2Present Perfect Continuous | Have | I | been working? | I | have been | working. | I | haven't been | working. | ||
| you | You | You | |||||||||
| Has | he | He | has been | He | hasn't been | ||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| Have | we | We | have been | We | haven't been | ||||||
| they | They | They | |||||||||
| B1Past Perfect | Had | I | worked? | I | had | worked. | I | hadn't | worked. | ||
| you | You | You | |||||||||
| he | He | He | |||||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| we | We | We | |||||||||
| they | They | They | |||||||||
| B2Past Perfect Continuous | Had | I | been working? | I | had been | working. | I | hadn't been | working. | ||
| you | You | You | |||||||||
| he | He | He | |||||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| we | We | We | |||||||||
| they | They | They | |||||||||
| B2Future Perfect | Will | I | have worked? | I | will have | worked. | I | won't have | worked. | ||
| you | You | You | |||||||||
| he | He | He | |||||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| we | We | We | |||||||||
| they | They | They | |||||||||
| C1Future Perfect Continuous | Will | I | have been working? | I | will have been | working. | I | won't have been | working. | ||
| you | You | You | |||||||||
| he | He | He | |||||||||
| she | She | She | |||||||||
| it | It | It | |||||||||
| we | We | We | |||||||||
| they | They | They | |||||||||
B2–C1
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Sonuç ya da süre | Perfect Simple: sonuç ya da sayı; Continuous: süreç ya da süresi | I've written five emails. / I've been writing all morning. | Beş e-posta yazdım. / Sabahtan beri yazıyorum. |
| İlk kez ve üstünlük dereceleri | it's the first time ifadesinden ve ever ile kullanılan üstünlük derecesinden sonra Present Perfect gelir | It's the first time I've flown. | İlk kez uçağa biniyorum. |
| Gelecekteki bir zamana kadar tamamlanmış | by ya da by the time ile Future Perfect | By Friday I'll have finished. | Cumaya kadar bitirmiş olacağım. |
| C1Haberler ve ayrıntılar | Present Perfect haberi duyurur; Simple Past ayrıntıları verir | The minister has resigned. He said the pressure was too great. | Bakan istifa etti. Baskının çok büyük olduğunu söyledi. |
| Tuzak | durum fiilleri Perfect Simple alır | I've known her for years. | Onu yıllardır tanıyorum. |
Gelecek zaman biçimleri
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| am / is / are going to + V | planlar ve niyetler; kanıta dayanan tahminler | We're going to visit Granada. / Look at those clouds. It's going to rain. | Granada’yı ziyaret edeceğiz. / Şu bulutlara bak. Yağmur yağacak. |
| am / is / are + V-ing | Present Continuous: kesinleşmiş düzenleme, gelecekteki bir zamanla | I'm seeing the dentist on Friday. | Cuma günü diş hekimine gidiyorum. |
| A2will / 'll / won't + V | o anda verilen kararlar, teklifler, sözler, görüşler (I think) | It's cold. I'll close the window. / I think she'll win. | Hava soğuk. Pencereyi kapatayım. / Bence o kazanacak. |
| A2V / V-s | Simple Present: tarifeler | The train leaves at 6:15. | Tren 6:15’te kalkıyor. |
| B1Tahmin | görüş ya da tahmin (I think): will; şu anda elde kanıt var: going to | I think it'll be a good year. / Watch out! You're going to fall. | Bence güzel bir yıl olacak. / Dikkat et! Düşeceksin. |
| B1Düzenleme ya da niyet | kesinleşmiş düzenleme: Present Continuous; niyet: going to | I'm meeting Sam at 8. / I'm going to learn Italian. | Sam’le saat 8’de buluşuyorum. / İtalyanca öğreneceğim. |
| B2About to ve due to | hemen sonraki an; planlanmış bir zaman | The film is about to start. / The train is due to arrive at nine. | Film birazdan başlayacak. / Tren dokuzda varacak. |
| B2Zaman cümleleri | when, until ve as soon as sonrasında present tense kullanılır | I'll call you as soon as I've finished. | İşim biter bitmez seni arayacağım. |
| B2Geçmişte gelecek | was going to, would ya da was ve -ing biçimli fiil | I was going to call you, but I forgot. | Seni arayacaktım ama unuttum. |
| C1Resmî ve haber dili | be to, set to, expected to: resmî planlar ve olası olaylar | The Prime Minister is to visit Rome. | Başbakan Roma’yı ziyaret edecek. |
| Tuzak | planlar için going to kullanılır | I'm going to buy a car tomorrow. | Yarın bir araba alacağım. |
| A2Tuzak | will tek başına soru kurar | Will you come? | Gelecek misin? |
Modal fiiller
Can ve could
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim | özne + can + yalın fiil; tüm özneler için tek biçim | She can swim. | O yüzebiliyor. |
| Olumsuz | can't; tam biçimi cannot, tek sözcük | I can't swim. | Yüzemiyorum. |
| Soru | Can + özne + yalın fiil; do yok | Can you swim? | Yüzebiliyor musun? |
| Yeterlilik | can, beceriler için | I can cook pasta. | Makarna pişirebilirim. |
| İzin | can izin verir, can't yasaklar; izin istemek için: Can I…? | You can park here. / Can I open the window? | Buraya park edebilirsin. / Pencereyi açabilir miyim? |
| Rica | Can you…? yardım ister | Can you help me, please? | Bana yardım edebilir misin, lütfen? |
| A2Geçmişte yeterlilik | could, geçmişteki genel yeterlilik için | I could run fast when I was young. | Gençken hızlı koşabilirdim. |
| A2Nazik rica | Could, can sözcüğünden daha naziktir | Could you open the door, please? | Kapıyı açabilir misiniz, lütfen? |
| A2Olasılık | could, neyin olabileceğini söyler | It could rain later. | Birazdan yağmur yağabilir. |
| A2Diğer zamanlar | be able to, can yerine geçer | I'll be able to help you tomorrow. | Yarın sana yardım edebileceğim. |
| B2Geçmişte başarı | tek seferlik başarı için managed to veya was able to; olumsuzda couldn't | We managed to book a table. | Bir masa ayırtmayı başardık. |
| C1Zarflar | can hardly neredeyse hiç anlamına gelir; could well gayet olası anlamına gelir | I can hardly believe it. | Buna zor inanıyorum. |
| A2Tuzak | geçmişteki tek seferlik bir başarıda was / were able to kullanılır | The fire was big, but we were able to escape. | Yangın büyüktü ama kaçmayı başardık. |
Must ve have to
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim: must | özne + must + V; tüm özneler için tek biçim | She must study. | O ders çalışmalı. |
| Biçim: have to | have to, ama he, she, it ile has to | We have to leave. / He has to leave. | Gitmemiz gerek. / Onun gitmesi gerek. |
| Soru, olumsuz | have to, do / does / did alır, ardından yalın hâl gelir | Do you have to leave? / She doesn't have to leave. | Gitmen gerekiyor mu? / O gitmek zorunda değil. |
| must | konuşanın kendi görüşü veya yazılı bir kural | I must save more money. / Visitors must sign in. | Daha çok para biriktirmeliyim. / Ziyaretçiler kayıt yaptırmalıdır. |
| have to | durum veya başka biri karar verir; konuşmada yaygın | I have to get up at six for work. | İşe gitmek için altıda kalkmak zorundayım. |
| mustn't | yasak | You mustn't use your phone here. | Burada telefon kullanmak yasak. |
| don't have to | gerekli değil: seçebilirsin | You don't have to come. | Gelmek zorunda değilsin. |
| B2Have got to | have got to, İngiliz İngilizcesinin günlük konuşmasında have to ile aynı anlama gelir | I've got to go. | Gitmem gerek. |
| B2Diğer biçimler | will have to gelecek zamanı, have had to ise Present Perfect zamanını verir | You will have to pay by Friday. | Cuma gününe kadar ödemek zorunda kalacaksın. |
| B2Diğer kalıplar | be supposed to ve be required to kuralların istediği şeyi ifade eder | You are supposed to arrive at nine. | Saat dokuzda orada olman gerekiyor. |
| C1Israr | must ısrarı veya sinirliliği ifade edebilir | You must come for dinner. | Akşam yemeğine mutlaka gelmelisin. |
| Tuzak | had to ifadesi must ifadesinin geçmiş zamanıdır | I had to work on Saturday. | Cumartesi çalışmak zorunda kaldım. |
Should
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim | özne + should + yalın fiil; her özne için tek biçim | You should see a doctor. | Doktora gitmelisin. |
| Olumsuz | shouldn't; do kullanılmaz | You shouldn't work so late. | Bu kadar geç çalışmamalısın. |
| Soru | Should + özne + yalın fiil; do kullanılmaz | Should I take the bus? / What should I do? | Otobüse binmeli miyim? / Ne yapmalıyım? |
| Tavsiye | should iyi bir fikir için, shouldn't kötü bir fikir için | You should drink more water. / You shouldn't eat so much sugar. | Daha çok su içmelisin. / O kadar çok şeker yememelisin. |
| Görüş | neyin doğru ya da iyi olduğuna dair düşünce | I think the government should build more parks. | Bence hükümet daha fazla park yapmalı. |
| Should ya da must | should: tavsiye ya da hafif bir görev; must: güçlü bir zorunluluk ya da kural | You should wear a coat. / You must wear a seat belt. | Palto giymelisin. / Emniyet kemeri takmak zorundasın. |
| B2Ought to | ought to, should ile aynı anlama gelir; onunla kurulan sorular seyrektir | You ought to rest. | Dinlenmelisin. |
| B2Had better | had better, şimdi ya da daha sonrası için uyarı içeren bir tavsiye verir | You'd better leave now. | Şimdi gitsen iyi olur. |
| B2Beklenti | should, büyük olasılıkla doğru olanı söyler | She should be home by now. | Şimdiye kadar evde olmalı. |
| C1Yorum | should, that ile kurulan yan cümlede odd, strange ve surprising sözcüklerinden sonra gelir | It's odd that he should say that. | Bunu söylemesi tuhaf. |
| Tuzak | olumsuz görüşte don't think ile kullanılır | I don't think you should go. | Gitmen gerektiğini sanmıyorum. |
May ve might
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim | özne + might / may + yalın fiil; tüm özneler için tek biçim | She might come. | O gelebilir. |
| Olumsuz | might not / may not | He might not come. | O gelmeyebilir. |
| Olasılık | şimdi veya gelecekte mümkün olan bir şey | She might be at home. / We might go to the beach. | Evde olabilir. / Plaja gidebiliriz. |
| Might veya may | might biraz daha az kesin duyulur | It might rain. / It may rain. | Yağmur yağabilir. / Belki yağmur yağar. |
| Olasılık sorusu | soru şöyle kurulur: think + will | Do you think it will rain? | Sence yağmur yağacak mı? |
| B1İzin | May + özne + yalın fiil izin ister; may resmî kurallarda izin verir | May I use your phone? / Guests may use the pool until 10. | Telefonunuzu kullanabilir miyim? / Misafirler havuzu saat 10’a kadar kullanabilir. |
| B1Kesinlik derecesi | will kesin, probably çok muhtemel, may / might olası | She will come. / She'll probably come. / She may come. | O gelecek. / O muhtemelen gelecek. / O gelebilir. |
| B2Şimdiye dair çıkarım | must be doğru olduğunu, can't be yanlış olduğunu bildirir | The lights are on. She must be home. | Işıklar yanıyor. Evde olmalı. |
| B2Muhtemel | be likely to ve may well, bir şeyin oldukça muhtemel olduğunu gösterir | She is likely to win. | Muhtemelen o kazanacak. |
| C1Ödün | may bir noktayı kabul eder, ardından but gelir | He may be rich, but he isn't happy. | Zengin olabilir ama mutlu değil. |
| Tuzak | may be öznenin ardından gelir; maybe cümleyi başlatır | He may be late. / Maybe he is late. | Geç kalıyor olabilir. / Belki geç kalıyor. |
Would
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| İstek | would like + isim / to yalın fiil; kısa biçimi 'd | I'd like a coffee, please. / I'd like to book a table. | Bir kahve istiyorum, lütfen. / Bir masa ayırtmak istiyorum. |
| Soru ve teklif | Would + özne + V; do yok | Would you like some cake? | Biraz pasta ister misin? |
| B1Biçim | özne + would / 'd + V; olumsuz biçimi wouldn't | She would help. / I wouldn't go. | O yardım ederdi. / Ben gitmezdim. |
| B1Nazik rica | Would you…? nazikçe yardım ister | Would you pass the salt, please? | Tuzu uzatır mısınız, lütfen? |
| B1Hayali durum | if ile: if + Simple Past, would + yalın fiil | I would buy a boat. / If I had more time, I would learn Italian. | Bir tekne alırdım. / Daha çok zamanım olsaydı İtalyanca öğrenirdim. |
| B1Geçmişteki alışkanlık | tekrarlanan eylemler; cümlede geçmiş bir zaman çerçevesi gerekir | When I was a child, we would play outside every day. | Çocukken her gün dışarıda oynardık. |
| B2Would rather | would rather bir tercihi bildirir; olumsuz biçimi: would rather not | I'd rather stay in tonight. | Bu akşam evde kalmayı tercih ederim. |
| B2Would you mind | Would you mind ile -ing kullanılır; if ile Simple Past kullanılır | Would you mind opening the window? | Pencereyi açmanın sakıncası var mı? |
| B2Yumuşatılmış görüş | I would say ve I would think bir görüşü yumuşatır | I would say it's too expensive. | Bence bu biraz fazla pahalı. |
| C1Dolaylı ifade | would be grateful if resmî bir rica başlatır | We would be grateful if you could reply. | Cevap verebilirseniz minnettar oluruz. |
| B1Tuzak | used to, geçmişteki durumlar için: live, be, have, know | When I was young, I used to live in Paris. | Gençken Paris’te yaşardım. |
Geçmişte modal fiiller: must have, should have
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim | özne + must / should / could + have + past participle; have hiç değişmez | She should have called. | Araması gerekirdi. |
| Çıkarım: kesin | must have: oldu; can't have: olmadı | She must have left. / He can't have known. | Gitmiş olmalı. / Bilmiş olamaz. |
| Çıkarım: olası | may have, might have veya could have: belki oldu | They might have missed the bus. | Otobüsü kaçırmış olabilirler. |
| Pişmanlık ve eleştiri | should have: yapılmadı; shouldn't have: yapıldı ve yanlıştı | I should have asked. / I shouldn't have shouted. | Sormam gerekirdi. / Bağırmamalıydım. |
| Kullanılmayan fırsat | could have veya might have: kimsenin değerlendirmediği bir fırsat | You could have told me. | Bana söyleyebilirdin. |
| Gereksiz eylem | needn't have: yapıldı ama gerekli değildi | I needn't have hurried. | Acele etmeme gerek yoktu. |
| Gerçek dışı geçmiş | would have geçmişteki gerçek dışı bir koşulun sonucu için kullanılır | If I had known, I would have called. | Bilseydim arardım. |
| C1Edilgen ve sürekli biçim | her modal fiilden sonra: have been + past participle / V-ing | It must have been lost. / She can't have been sleeping. | Kaybolmuş olmalı. / Uyuyor olamazdı. |
| C1Biçimin içindeki zarf | may well have: büyük olasılıkla; can't possibly have: imkânsız | She may well have forgotten. / You can't possibly have finished. | Unutmuş olması çok olası. / Bitirmiş olman mümkün değil. |
| C1Beklenti ve tahmin | should have: şimdiye kadar beklenen; would have: bir tahmin | It should have arrived by now. / That would have been ten years ago. | Şimdiye kadar gelmiş olmalı. / Bu herhalde on yıl önceydi. |
| C1Gerçekleşmeyen plan | was to have + past participle: planlanmıştı ama gerçekleşmedi | The bridge was to have opened in May. | Köprü Mayıs’ta açılacaktı. |
| Tuzak | have ya da 've yazılır, hiçbir zaman of yazılmaz | You should've called. | Aramalıydın. |
Need ve dare
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Need: ana fiil | özne + need / needs + to + V; soru ve olumsuz cümlelerde do kullanılır | She needs to rest. | Onun dinlenmesi gerekiyor. |
| Need: modal fiil | özne + needn't + V; -s yok, to yok | You needn't come. | Gelmene gerek yok. |
| Gerekli değil | needn't = don't need to = don't have to | You don't need to pay. | Ödemene gerek yok. |
| Need ve yapılması gereken iş | needs washing = needs to be washed | The car needs washing. | Arabanın yıkanması gerekiyor. |
| Needn't have | yapıldı ve gerekli değildi | I needn't have waited. | Boşuna bekledim. |
| Dare: ana fiil | özne + dare / dares + to + V; soru ve olumsuz cümlelerde do kullanılır | He didn't dare to ask. | Sormaya cesaret edemedi. |
| Dare: modal fiil | daren't veya dare not + yalın fiil; Dare I…? | I daren't ask. / Dare I ask? | Sormaya cesaret edemiyorum. / Sormaya cesaret etmeli miyim? |
| Sabit kalıplar | I dare say: muhtemelen; How dare you: öfke | I dare say you are right. / How dare you speak to me like that! | Sanırım haklısın. / Benimle böyle konuşmaya nasıl cesaret edersin! |
| C1Resmî need | need hardly say, need not, if need be, needs must | We can stay longer, if need be. | Gerekirse daha uzun kalabiliriz. |
| C1Dare: meydan okuma | dare + kişi + to + V birine meydan okur | She dared him to jump. | Ona atlaması için meydan okudu. |
| Tuzak | need ana fiil olarak to ve yalın fiil alır | He needs to go. | Onun gitmesi gerek. |
Will ve shall
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Varsayım | will, konuşanın bildiklerine dayanarak şu an doğru olanı tahmin eder | That'll be Tom at the door. / She won't be home yet. | Kapıdaki Tom'dur herhalde. / Henüz eve gelmemiştir. |
| Alışkanlık | her zaman ya da genellikle doğru olan | Oil will float on water. / He will sit there for hours. | Yağ suyun üstünde yüzer. / Saatlerce orada oturur. |
| İsteklilik | will istekliliği, won't reddi anlatır; hem kişiler hem nesneler için kullanılır | The shop will change it. / The car won't start. | Mağaza bunu değiştirir. / Araba çalışmıyor. |
| Rica | Will you…? doğrudan rica eder, Would you…? daha yumuşaktır | Will you open the window? | Pencereyi açar mısın? |
| Shall ile soru | Shall + I / we + V teklif eder, öneride bulunur ya da ne yapılacağını sorar | Shall I open the window? / Let's go, shall we? | Pencereyi açayım mı? / Gidelim, olur mu? |
| C1Süren eylem hakkında tahmin | will be + V-ing şu anda olup bitenleri tahmin eder | Don't call yet. They'll be having dinner. | Henüz arama. Şimdi akşam yemeği yiyorlardır. |
| C1Geçmiş hakkında tahmin | will have + past participle tamamlanmış bir şey hakkında tahmin yürütür | You'll have heard the news. | Haberi duymuşsundur. |
| C1Israrlı alışkanlık | vurgulu will can sıkıcı bir alışkanlığı gösterir | He will keep interrupting. | Sürekli lafımızı kesiyor. |
| C1Resmî shall | shall, I ya da we sonrasında, ayrıca kurallarda ve sözlerde kullanılır | I shall be there. / Passengers shall not smoke. | Orada olacağım. / Yolcular sigara içmemelidir. |
| Tuzak | I ile yapılan teklif shall alır | Shall I carry your bag? | Çantanı taşıyayım mı? |
Cümle kurma
Sözcük sırası
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Sıra | özne + fiil + nesne + yer + zaman | My sister buys bread in the shop every day. | Kız kardeşim her gün dükkândan ekmek alır. |
| Özne | özne her zaman bulunur | It is cold. | Hava soğuk. |
| Sıfat | isimden önce gelir | I have a red car. | Kırmızı bir arabam var. |
| A1Zaman başta | zaman ifadesi cümleyi açabilir, çoğunlukla virgülle | Last summer, we went to Italy. | Geçen yaz İtalya’ya gittik. |
| A1Sıklık zarfı | ana fiilden önce, be fiilinden sonra | I always eat breakfast. / She is always late. | Her zaman kahvaltı yaparım. / O her zaman geç kalır. |
| B2Zarf tümleçleri | başta, ortada (yardımcı fiilden veya be fiilinden sonra) ya da sonda | She is probably late. | O muhtemelen geç kaldı. |
| B2Birden çok zarf tümleci | durum + yer + zaman | She sang beautifully at the party last night. | Dün gece partide çok güzel şarkı söyledi. |
| B2Phrasal verb | zamir olan nesne, fiil ile parçacığın arasına girer | She turned it off. | Onu kapattı. |
| C1Bilgi | önce bilinen bilgi; yeni ve uzun parçalar en sonda | She told the class what had happened on the trip. | Sınıfa gezide neler olduğunu anlattı. |
| C1Odak | only, even ve just, sınırladıkları sözcükten önce gelir | Only Tom borrowed the car. ≠ Tom borrowed only the car. | Arabayı yalnızca Tom ödünç aldı. ≠ Tom yalnızca arabayı ödünç aldı. |
| A1Tuzak | yer zamandan önce gelir | I went to London yesterday. | Dün Londra’ya gittim. |
Sorular ve olumsuz cümleler
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Olumsuz: be, modal fiiller | özne + be / modal + not | They are not at home. / He can't drive. | Onlar evde değil. / O araba kullanamıyor. |
| Soru: be, modal fiiller | be / modal + özne | Are they at home? / Can he drive? | Onlar evde mi? / O araba kullanabiliyor mu? |
| Olumsuz: diğer fiiller | özne + don't / doesn't / didn't + yalın fiil | He doesn't like jazz. | O caz müziğinden hoşlanmaz. |
| Soru: diğer fiiller | do / does / did + özne + yalın fiil | Did you call her? | Onu aradın mı? |
| do, does, did | I / you / we / they → do, he / she / it → does, geçmiş zaman → did | Do you like jazz? | Caz müziğinden hoşlanır mısın? |
| Wh-sorusu | soru sözcüğü + yardımcı fiil + özne + yalın fiil | Where do you live? / Where are you from? | Nerede yaşıyorsun? / Nerelisin? |
| Özneye sorulan soru | do / does / did yok; fiil zamanı kendisi alır | Who called you? | Seni kim aradı? |
| Kısa cevap | be, modal ya da yardımcı fiil tekrarlanır | Yes, she can. / No, she can't. | Evet, yapabilir. / Hayır, yapamaz. |
| B2Olumsuz soru | yardımcı fiil + n't + özne; “evet” cevabı bekler ya da şaşkınlık gösterir | Isn't it lovely? / Haven't you finished? | Çok güzel değil mi? / Bitirmedin mi? |
| C1Başa alınan olumsuzluk | not only / no sooner / nowhere sonrasında önce yardımcı fiil gelir | No sooner had we sat down than the phone rang. | Daha oturmuştuk ki telefon çaldı. |
| Tuzak | do / does / did sonrasında fiil yalın biçimdedir | Did you go? | Gittin mi? |
Bağlaçlar ve bağlayıcılar
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| and, or | and bir düşünce ekler, or seçenek sunar; öncesinde genellikle virgül yoktur | I like tea and coffee. / Do you want tea or coffee? | Çayı ve kahveyi severim. / Çay mı kahve mi istersin? |
| but, so | but karşıtlık kurar, so sonucu bildirir; öncesinde genellikle virgül gelir | I like tea, but I don't like coffee. / I'm tired, so I go to bed. | Çayı severim, ama kahveyi sevmem. / Yorgunum, bu yüzden yatmaya gidiyorum. |
| because | sebebi bildirir; ardından bir cümle gelir | I'm tired because I work late. | Geç saate kadar çalıştığım için yorgunum. |
| A2when, before, after | bir zaman cümlesi; Simple Present geleceği anlatır | When I arrive, I'll call you. | Geldiğimde seni ararım. |
| A2also, too | also ana fiilden önce ve be fiilinden sonra gelir; too sonda gelir | I also speak French. / I speak French too. | Ayrıca Fransızca konuşurum. / Ben de Fransızca konuşurum. |
| B1however | yeni bir cümleyi başlatır; ardından virgül gelir | It was raining. However, we went out. | Yağmur yağıyordu. Ancak dışarı çıktık. |
| B1so that | amacı bildirir; ardından bir cümle gelir | I left early so that I could catch the bus. | Otobüse yetişmek için erken çıktım. |
| B1unless | unless, if … not anlamına gelir | We stay in unless it stops raining. | Yağmur dinmezse evde kalırız. |
| B2despite, in spite of | ardından bir isim veya -ing biçimi gelir; despite the fact that bir cümle alır | Despite the rain, we went out. | Yağmura rağmen dışarı çıktık. |
| B2Bağlayıcı zarflar | öncesinde nokta ya da noktalı virgül, sonrasında virgül | It was late; however, we stayed. | Geç olmuştu; ancak kaldık. |
| C1Başa alınan ögeyle ödün | though veya as cümleyi başlatan sıfattan sonra gelir | Young though he was, he led the team. | Genç olmasına rağmen takımı o yönetti. |
| A2Tuzak | because of sonrasında isim gelir | We stayed in because of the rain. | Yağmur yüzünden evde kaldık. |
| B1Tuzak | although iki cümleyi birleştirir ve but yerine geçer | Although it was raining, we went out. | Yağmur yağsa da dışarı çıktık. |
Koşul cümleleri
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Sıfırıncı: gerçekler | if + şimdiki zaman, şimdiki zaman | If you mix blue and yellow, you get green. | Maviyle sarıyı karıştırırsan yeşil elde edersin. |
| Birinci: gerçek olasılıklar | if + şimdiki zaman, will + V | If you study, you'll pass. | Çalışırsan sınavı geçersin. |
| B1İkinci: gerçek dışı durumlar | if + Simple Past, would + V | If I won the lottery, I'd buy a house. | Piyangoyu kazansam bir ev alırdım. |
| B2Üçüncü: gerçek dışı geçmiş | if + had + past participle, would have + past participle | If I had known, I would have called. | Bilseydim arardım. |
| B2Karma | geçmişteki bir koşul ve şimdiki bir sonuç, ya da tersi | If I had taken the job, I would be rich now. | O işi kabul etseydim şimdi zengin olurdum. |
| if cümleciği | Simple Present, gelecek için de | If it rains, we'll stay in. | Yağmur yağarsa, evde kalırız. |
| Sıra | if cümleciği başta: virgül; sonda: virgül yok | If it rains, we'll stay in. / We'll stay in if it rains. | Yağmur yağarsa, evde kalırız. / Evde kalırız yağmur yağarsa. |
| B2if yerine kullanılan başka sözcükler | as long as yalnızca koşul gerçekleşirse demektir; in case ise önlem amaçlıdır | Take a coat in case it gets cold. | Hava soğursa diye bir mont al. |
| C1Devrik yapı | Had, were ya da should başa gelerek if yerine geçer; resmî | Had I known, I would have called. | Bilseydim arardım. |
| B1Tuzak | were tüm kişiler için, tavsiyelerde de | If I were you, I'd take the train. | Senin yerinde olsam trene binerdim. |
| B1Tuzak | unless if … not anlamına gelir; fiil olumludur | Unless you hurry, you'll miss the bus. | Acele etmezsen otobüsü kaçırırsın. |
İlgi cümleleri
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim | isim + who / which / that + cümle; isimden hemen sonra gelir | The woman who lives next door is a nurse. | Yan dairede oturan kadın hemşiredir. |
| who, which | who insanlar için, which şeyler için | The woman who lives next door is a nurse. / The book which I bought was cheap. | Yan dairede oturan kadın hemşiredir. / Aldığım kitap ucuzdu. |
| that | insanlar veya şeyler; yalnızca belirleyici cümlelerde | The film that we saw was long. | İzlediğimiz film uzundu. |
| whose | sahiplik; ardından isim gelir | The man whose car was stolen called the police. | Arabası çalınan adam polisi aradı. |
| where | yerler | The café where we met has closed. | Tanıştığımız kafe kapandı. |
| Özne zamiri | düşmez: ardından fiil gelir | The girl who speaks French is my cousin. | Fransızca konuşan kız kuzenim. |
| Nesne zamiri | yalnızca belirleyici cümlede düşebilir | The film I saw was long. | Gördüğüm film uzundu. |
| Belirleyici | hangisi olduğunu belirtir; virgül yok | The man who called is my uncle. | Arayan adam amcam. |
| Açıklayıcı | ek bilgi, virgüllerle ayrılır; who / which / whose / where | Paris, which I visited in May, is beautiful. | Mayıs ayında ziyaret ettiğim Paris çok güzel. |
| B2Başa alınan edat | edat, whom / which sözcüklerinden önce gelir; resmî | The woman to whom I spoke was kind. | Konuştuğum kadın nazikti. |
| C1Mastarlı cümle | isim + to + V; edat sonda kalır | I need someone to talk to. | Konuşacak birine ihtiyacım var. |
| Tuzak | where sözcüğü edatı zaten içerir | The house where I live is old. | Yaşadığım ev eski. |
Edilgen çatı
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim | nesne özne olur; be + past participle | Shakespeare wrote Hamlet. → Hamlet was written by Shakespeare. | Shakespeare Hamlet’i yazdı. → Hamlet, Shakespeare tarafından yazıldı. |
| Simple Present | am / is / are + V-ed | English is spoken here. | Burada İngilizce konuşulur. |
| Simple Past | was / were + V-ed | The bridge was built in 1990. | Köprü 1990 yılında inşa edildi. |
| Present Perfect | has / have been + V-ed | The window has been broken. | Pencere kırılmış. |
| will, can, must | will / can / must be + V-ed | The results will be sent tomorrow. | Sonuçlar yarın gönderilecek. |
| Olumsuz, soru | olumsuz: be + not + V-ed; soru: be + özne + V-ed | The room wasn't cleaned. / Was the room cleaned? | Oda temizlenmedi. / Oda temizlendi mi? |
| Kullanım | yapanı bilinmeyen veya önemsiz eylemler, süreçler, haberler, resmî yazı | My phone was stolen on the train. / Wine is made from grapes. | Telefonum trende çalındı. / Şarap üzümden yapılır. |
| by / with | by yeni ya da önemli bir yapanı belirtir; with bir aracı belirtir | The song was written by Adele. | Şarkı Adele tarafından yazıldı. |
| B2Diğer biçimler | modal fiil ile: be + V-ed; sürekli biçim: being + V-ed | The form must be signed. / The road is being repaired. | Form imzalanmalı. / Yol onarılıyor. |
| B2Söyleme ve düşünme fiilleriyle edilgen | özne + be said + to + yalın fiil insanların söylediklerini ya da düşündüklerini aktarır | He is said to be rich. | Zengin olduğu söyleniyor. |
| C1Resmî yazı | yapanı belirtilmeyen edilgen çatı yöntemi ve bulguları anlatır | The samples were heated to 80 degrees. | Numuneler 80 dereceye kadar ısıtıldı. |
| Tuzak | nesnesi olmayan fiiller etken kalır: happen / arrive / die | The accident happened yesterday. | Kaza dün oldu. |
| Tuzak | past participle kullanılır: made, written, sold, taken | The window was broken. | Pencere kırılmıştı. |
Dolaylı anlatım
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| say | say + (that) + cümle; kişi yok ya da to + kişi | She said (that) she was tired. | Yorgun olduğunu söyledi. |
| tell | tell + kişi + (that) + cümle | She told me (that) she was tired. | Bana yorgun olduğunu söyledi. |
| Simple Present / Present Continuous | → Simple Past / Past Continuous | He said he worked there. / She said she was waiting. | Orada çalıştığını söyledi. / Beklediğini söyledi. |
| Simple Past / Present Perfect | → Past Perfect | He said he had left. / She said she had finished. | Gittiğini söyledi. / Bitirdiğini söyledi. |
| will / can / must | → would / could / had to | He said he would call. / She said she could swim. | Arayacağını söyledi. / Yüzebildiğini söyledi. |
| Değişiklik yok | would, could, should, might; hâlâ doğru olan bir gerçek; says (şimdiki zaman) sonrasında | She said she lives in Paris. / She says she is tired. | Paris’te yaşadığını söyledi. / Yorgun olduğunu söylüyor. |
| Zamirler ve zaman sözcükleri | zamirler konuşana göre değişir; today → that day, tomorrow → the next day | Anna said she was tired. | Anna yorgun olduğunu söyledi. |
| Sorular | evet/hayır soruları if veya whether alır; wh-soruları soru sözcüğünü korur | She asked if I liked tea. | Çayı sevip sevmediğimi sordu. |
| Emirler | told / asked + kişi + (not) to + V | He told us not to be late. | Bize geç kalmamamızı söyledi. |
| B2Aktarma fiilleri | her fiilin kendi kalıbı vardır: that + cümle, to + mastar ya da -ing | She advised me to rest. | Bana dinlenmemi tavsiye etti. |
| C1Mesafe koyma | claim, allege, reportedly: aktaran kişi bunun doğru olduğunu garanti etmez | The witness claims that she saw the car. | Tanık arabayı gördüğünü iddia ediyor. |
| Tuzak | dolaylı soru düz cümle sırasındadır, do / does / did kullanılmaz | She asked me where I lived. | Bana nerede yaşadığımı sordu. |
Question tags
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim | olumlu cümle, olumsuz tag; olumsuz cümle, olumlu tag | It's cold, isn't it? / It isn't cold, is it? | Hava soğuk, değil mi? / Hava soğuk değil, değil mi? |
| Zamir | yardımcı fiil + zamir; zamir özneyi karşılar | Tom is late, isn't he? | Tom geç kaldı, değil mi? |
| be | isn't / aren't / wasn't / weren't | They were late, weren't they? | Geç kaldılar, değil mi? |
| Diğer fiiller | şimdiki zaman: don't / doesn't; geçmiş zaman: didn't | She works here, doesn't she? / He left early, didn't he? | Burada çalışıyor, değil mi? / Erken gitti, değil mi? |
| have, modals | yardımcı ya da modal fiil tekrarlanır | You've finished, haven't you? / You can swim, can't you? | Bitirdin, değil mi? / Yüzebilirsin, değil mi? |
| I am | aren't I | I'm right, aren't I? | Haklıyım, değil mi? |
| Let's, emir | Let's → shall we; emir → will you | Let's go, shall we? / Open the door, will you? | Gidelim, olur mu? / Kapıyı aç, olur mu? |
| Kullanım | bir şeyi kontrol etmek, sohbet etmek ya da nazikçe rica etmek | You're from Madrid, aren't you? | Madrid’densin, değil mi? |
| Tonlama | inen ↘: konuşan emin; yükselen ↗: gerçek bir soru | It's a lovely day, isn't it? ↘ / You haven't seen my keys, have you? ↗ | Güzel bir gün, değil mi? / Anahtarlarımı görmedin, değil mi? |
| B2İddia ve aynı kutupluluk | tag iddiayla uyumludur; aynı kutupluluk şüpheyi gösterir | I don't think he's coming, is he? / So you're a doctor, are you? | Geleceğini sanmıyorum, değil mi? / Demek doktorsun, öyle mi? |
| C1Yankı ve gündelik onay soruları | yankı sorusu yardımcı fiili tekrarlar; right / OK / yeah gündelik konuşmada onay alır | I've been to Peru. — Have you? | Peru’ya gittim. — Gerçekten mi? |
| Tuzak | nobody / nothing / never cümleyi olumsuz yapar: olumlu tag | Nobody called, did they? | Kimse aramadı, değil mi? |
Dilekler ve gerçek dışı zamanlar
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Dilek: gerçek dışı geçmiş zaman | wish + Simple Past: şimdi veya sonra; Past Perfect: daha önce | I wish I knew her name. / I wish I had called her. | Keşke adını bilsem. / Keşke onu arasaydım. |
| Değişiklik dileği | birinde veya bir şeyde istenen değişiklik | I wish it would stop raining. | Keşke yağmur dinse. |
| If only | wish kalıpları, daha güçlü duyguyla | If only I had listened. | Ah, keşke dinleseydim. |
| It's time | It's time + özne + Simple Past şimdiyi anlatır | It's time we left. | Artık gitme vaktimiz geldi. |
| As if | Simple Past: şimdi doğru değil; Past Perfect: daha önce doğru değil; şimdiki zaman: belki doğru | He talks as if he knew everything. | Her şeyi biliyormuş gibi konuşuyor. |
| Would rather | başka bir özne Simple Past alır | I'd rather you stayed. | Kalmanı tercih ederim. |
| Suppose, what if | suppose + Simple Past: düşük ihtimal; what if + şimdiki zaman: mümkün | Suppose you won the lottery? / What if he says no? | Diyelim ki piyangoyu kazandın? / Ya hayır derse? |
| C1Geçmişle ilgili dilek | could have kaçırılan fırsat için; had been + V-ing bir eylem için | I wish I could have come. / I wish I hadn't been working so hard. | Keşke gelebilseydim. / Keşke o kadar çok çalışmasaydım. |
| C1Dolaylı anlatımda | wish fiili wished olur; gerçek dışı zaman değişmez | He said he wished he had more time. | Daha fazla zamanı olmasını dilediğini söyledi. |
| C1Resmî dilek | wish for + isim; wish (that) + were içeren cümle | I wish that he were here. | Keşke burada olsa. |
| Tuzak | bir durum would değil, Simple Past alır | I wish I had more time. | Keşke daha fazla zamanım olsa. |
| Tuzak | it's time + özne Simple Past alır | It's time we went. | Gitme zamanı geldi. |
Dilek kipi
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçim | that + özne + yalın fiil; tüm kişiler için tek biçim | The school insists that he wear a tie. | Okul onun kravat takmasında ısrar ediyor. |
| Olumsuz ve edilgen | not fiilden önce gelir; edilgen biçim be + past participle olur | I suggest that he not go. / It is vital that it be checked. | Onun gitmemesini öneriyorum. / Kontrol edilmesi çok önemli. |
| Fiillerden sonra | suggest, recommend, insist, demand, require ve request bu biçimi gerektirir | The doctor recommends that she rest more. | Doktor onun daha çok dinlenmesini tavsiye ediyor. |
| Sıfatlardan ve adlardan sonra | essential, vital, important ve necessary; requirement ve proposal gibi adlar | It is essential that everyone be on time. | Herkesin zamanında orada olması şart. |
| İngiliz ve Amerikan | Amerikan İngilizcesi yalın fiili tercih eder; İngiliz İngilizcesi çoğu zaman should ekler | We recommend that she should apply. (ABD: apply) | Onun başvurmasını tavsiye ediyoruz. |
| Were | if, as if ve wish sonrasında her özneyle were kullanılır | I wish it were Friday. | Keşke bugün cuma olsaydı. |
| Lest | lest resmîdir; yalın fiille ya da should ile kullanılır | She whispered lest the baby wake. | Bebeği uyandırmamak için fısıldadı. |
| Tuzak | suggest, that cümleciği ya da -ing alır | I suggest that he go. / I suggest going early. | Onun gitmesini öneriyorum. / Erken gitmeyi öneriyorum. |
İsim cümlecikleri
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| that cümleciği | that + özne + fiil; that, yaygın fiillerden sonra düşer | I know (that) he left. | Onun gittiğini biliyorum. |
| wh- cümleciği | soru sözcüğü + özne + fiil; do, does ya da did kullanılmaz | Tell me where he lives. | Bana nerede yaşadığını söyle. |
| If ve whether | ask ve wonder sonrasında if veya whether; edat ya da to sonrasında whether | I wonder whether she knows. | Onun bilip bilmediğini merak ediyorum. |
| Soru sözcüğü ve to | soru sözcüğü + to + V | I don't know what to do. | Ne yapacağımı bilmiyorum. |
| Dolaylı soru | nazik bir soru Could you tell me ile başlar ve düz cümle sırasını korur | Could you tell me where the station is? | İstasyonun nerede olduğunu söyler misiniz? |
| -ever ile biten sözcükler | -ever ile biten sözcükler herhangi bir kişi, şey, zaman, yer veya yol anlamına gelir | Take whatever you like. | Ne istersen al. |
| Ünlem | what veya how ile açılır; özne fiilden önce gelir | I can't believe how beautiful it is. | Ne kadar güzel olduğuna inanamıyorum. |
| C1İsim ve cümlecik | isim, cümleciğin ne söylediğini adlandırır: the fact that, the question whether | Despite the fact that it was late, we stayed. | Geç olmasına rağmen kaldık. |
| C1be sonrası | The problem is, This is why, That's what + cümlecik | The problem is where to park. | Sorun nereye park edeceğimiz. |
| C1Edat sonrası | soru sözcüğü veya whether gelir; that öncesinde edat düşer | It depends on whether we can park. | Park edip edemeyeceğimize bağlı. |
| C1İstek bildiren fiiller | insist / demand / recommend + that + özne + yalın fiil; İngiliz İngilizcesi çoğu zaman should ekler | She recommends that he rest. | Onun dinlenmesini öneriyor. |
| Tuzak | isim cümleciği düz cümle sırasını korur, do kullanılmaz | I don't know where the station is. | İstasyonun nerede olduğunu bilmiyorum. |
Ortaç yantümceleri
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Biçimler | -ing etkendir, having + past participle daha önce olanı bildirir, past participle edilgendir | Walking home, I met Tom. / Having finished lunch, we left. / Written in 1990, the book is old. | Eve yürürken Tom’la karşılaştım. / Öğle yemeğini bitirince çıktık. / 1990’da yazılan kitap eskidir. |
| Anlamlar | zaman, sebep, sonuç veya eşlik eden bir eylem | Feeling tired, she went to bed. / He dropped the plate, breaking it. | Kendini yorgun hissettiği için yatağa gitti. / Tabağı düşürdü ve kırdı. |
| Bağlaçtan sonra | while, when, before, after, since, on ve by sözcüklerinden sonra -ing gelir | Before signing, read the contract. | İmzalamadan önce sözleşmeyi oku. |
| C1İsimle | with ve without isme kendine ait bir ortaç ya da tümleç verir | She sat with her arms crossed. / With the lights off, the room felt cold. | Kollarını kavuşturmuş hâlde oturdu. / Işıklar kapalıyken oda soğuk geldi. |
| C1Kendi öznesi | being yantümceye kendi öznesini ekler | It being Sunday, the shops were closed. | Pazar olduğu için dükkânlar kapalıydı. |
| C1Koşul ve ödün | başında past participle, provided, supposing veya though bulunur | Used properly, the product is safe. / Though warned, he went anyway. | Doğru kullanıldığında ürün güvenlidir. / Uyarılmasına rağmen yine de gitti. |
| C1Sonuç | thereby + V-ing ana cümlenin tamamının sonucunu bildirir | Prices rose, thereby forcing shops to close. | Fiyatlar yükseldi ve bu yüzden dükkânlar kapanmak zorunda kaldı. |
| Özne | yantümce, ana cümlenin öznesini paylaşır | Opening the box, Maria found a note. | Kutuyu açarken Maria bir not buldu. |
| Tuzak | başka bir yapan için tam cümle ya da yeni bir ana özne gerekir | Walking down the road, he was hit by a car. | Yolda yürürken bir araba tarafından çarpıldı. |
Vurgu ve yarık cümleler
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Vurgulu do | do / does / did + yalın fiil vurgu alır | She did tell me. | O bana gerçekten söyledi. |
| it ile yarık cümle | It + be + odak + who / that + cümle | It was Tom who broke it. | Onu kıran Tom’du. |
| wh- ile yarık cümle | What + cümle + be + odak; veya ters sırayla: odak + be + what + cümle | What I need is a holiday. | İhtiyacım olan şey bir tatil. |
| İsimle kurulan söz kalıpları | all, the thing, the reason ve the place yan cümleyi açar | All I want is peace and quiet. | Tek istediğim huzur ve sessizlik. |
| C1Odak olarak yan cümle | odak bir yan cümle olabilir: only when, not until, because | It was only when she left that I realised. | Ancak o gittiğinde fark ettim. |
| C1Açıklayıcı yarık cümle | bir nedeni reddeder, gerçek nedeni söyler | It isn't that I don't like her; it's that I'm busy. | Ondan hoşlanmadığımdan değil, meşgul olduğumdan. |
| C1Cevaplar | yarık cümle bir wh- sorusunu yanıtlar; ana vurgu odağa düşer | Who broke it? — It was Tom. | Bunu kim kırdı? — Tom kırdı. |
| Tuzak | who veya that odağın yerini tutar: ikinci bir özne ya da nesne gelmez | It was Ana that I met. | Karşılaştığım kişi Ana’ydı. |
Devrik cümle ve öne alma
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Sıra | olumsuz zarf tümleci + yardımcı fiil + özne + fiil; yardımcı fiil yoksa do, does veya did | Never have I seen such a crowd. / Rarely does she complain. | Böyle bir kalabalığı daha önce hiç görmedim. / Nadiren şikâyet eder. |
| Olumsuz zarf tümleçleri | never, rarely, little, nowhere, not once, on no account | Little did he know what was coming. | Başına neler geleceğinden haberi bile yoktu. |
| Hardly ve no sooner | hardly ve scarcely when ile, no sooner ise than ile kullanılır; önce Past Perfect gelir | No sooner had he arrived than it began to rain. | Daha gelir gelmez yağmur başladı. |
| Not only, not until, only | ana cümlede sıra değişir; diğer cümle sırasını korur | Not until he left did I understand. | Ancak o gittikten sonra anladım. |
| So ve such | so + sıfat ya da zarf veya such + be, ardından that | So tired was she that she fell asleep. | Öyle yorgundu ki uyuyakaldı. |
| Nor ve neither | ilk cümlenin yardımcı fiili, sonra özne | She didn't call, nor did she write. | Aramadı, yazmadı da. |
| Tuzak | özne yardımcı fiilin ardından gelir, zarf tümlecinin değil | Not only did she win, but she also set a record. | Sadece kazanmakla kalmadı, bir de rekor kırdı. |
| Tuzak | do, does ve did sonrasında fiil yalın biçimdedir | Rarely does he come late. | Nadiren geç gelir. |
Eksiltme ve yerine koyma
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Katılma | So / Neither + yardımcı fiil + özne; gündelik dilde Me too / Me neither | I like tea. — So do I. | Çayı severim. — Ben de. |
| so ve not | so ya da not, think, hope ve suppose sonrasında bir cümlenin yerini tutar | Is it open? — I think so. | Açık mı? — Sanırım öyle. |
| one | one ya da ones sayılabilir bir ismin yerini tutar | I like the red one. | Kırmızı olanı seviyorum. |
| do so | do so resmîdir; do it ve do that gündelik dildedir | I asked him to leave, and he did so. | Ondan gitmesini istedim, o da gitti. |
| Eşgüdüm | ikinci cümle tekrarlanan fiili ya da yardımcı fiili düşürür | Tom likes tea and Ann coffee. | Tom çayı, Ann ise kahveyi sever. |
| to | to, fiili düştüğünde kalır | Come if you want to. | İstersen gel. |
| Kısaltılmış cümle | if, when ve although sonrasında özne ile be düşer | If necessary, call me. | Gerekirse beni ara. |
| C1İsimler | those, that of ve the latter daha önce geçen bir isme geri gönderir | Prices here are higher than those in town. | Buradaki fiyatlar şehir merkezindekilerden yüksek. |
| C1Konuşma | cümlenin başı düşer: özne ve ilk yardımcı fiil | Got a minute? | Bir dakika? |
| C1Bütün bir cümle | it, this, that ve which bütün bir cümleye gönderme yapar | He passed, which surprised us. | Geçti, bu da bizi şaşırttı. |
| C1Kısa cevaplar | wh- sorusuna yalnızca eksik öbek söylenir; kısaltılmış cümle tek bir öbek ekler | Tom left, and Ann too. | Tom gitti, Ann da. |
| Tuzak | neither ve nor zaten olumsuzdur, bu yüzden yardımcı fiil olumlu kalır | I can't swim. — Neither can I. | Yüzme bilmiyorum. — Ben de bilmiyorum. |
Söylem belirteçleri ve yumuşatma
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Konuşma dilinin belirteçleri | her biri bir iş görür: başlamak, konu değiştirmek, geri dönmek, kontrol etmek, düzeltmek, bitirmek | By the way, did you call Anna? | Bu arada, Anna'yı aradın mı? |
| Yumuşatıcılar | bir sözcüğü ya da iddiayı hafifletir: sort of, a bit, I'd say | I'd say it's a bit late. | Bence biraz geç oldu. |
| Belirsiz dil | or so, and so on ve or something ayrıntıyı açık bırakır | Let's have a coffee or something. | Bir kahve içelim ya da onun gibi bir şey. |
| Söz sırası | kalıp ifadeler sözü korur, sözü keser, onaylar ve dinlediğini gösterir | Sorry to interrupt, but the shop closes at five. | Sözünüzü kestiğim için özür dilerim ama mağaza beşte kapanıyor. |
| C1Konuşanın tutumu | frankly, to be fair ve in fact konuşanın bir noktaya nasıl baktığını gösterir | To be fair, he did say sorry. | Adil olmak gerekirse, özür diledi. |
| C1Akademik yumuşatma | tend to, may ve suggest bir iddiayı kanıtına uydurur; pekiştiriciler onu güçlendirir | Prices tend to rise in summer. | Fiyatlar yazın artma eğilimindedir. |
| C1Dolaylılık | bir isteği ya da karşı çıkışı yumuşatır: I was wondering if, with all due respect | I was wondering if you could help me. | Bana yardım edebilir misiniz diye düşünüyordum. |
| C1Mesafe koyma | allegedly, reportedly ve so-called bir iddiayı başkalarına atfeder | The man allegedly took the car. | Adam iddiaya göre arabayı almış. |
| C1Tuzak | according to bir kaynağı gösterir; kendi görüşünü in my opinion ile söylersin | In my opinion, the plan is weak. | Bence plan zayıf. |
Sıfatlar ve zarflar
Sıfatlar ve sıfat sırası
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| sıfat + isim | sıfat ismin önünde yer alır | She has a new phone. | Onun yeni bir telefonu var. |
| fiil + sıfat | fiil be, look, feel, sound, taste veya smell olduğunda | You look tired. | Yorgun görünüyorsun. |
| A2Birden çok sıfat | görüş, boyut, yaş, şekil, renk, köken, malzeme, amaç | a nice old wooden chair | güzel eski tahta bir sandalye |
| A2-ed / -ing | -ed: kişinin nasıl hissettiği; -ing: buna neyin yol açtığı | I'm bored. / The film is boring. | Sıkıldım. / Film sıkıcı. |
| B2Tek konum | asleep yalnızca fiilden sonra, main yalnızca isimden önce gelir | The baby is asleep. / Use the main door. | Bebek uyuyor. / Ana kapıyı kullan. |
| B2İsimden sonra | -thing ve -one sözcüklerinden sonra gelir; bazı sıfatlar isimden sonra yer alır | I want something new. / the seats available | Yeni bir şey istiyorum. / mevcut koltuklar |
| B2the + sıfat | bütün bir grubu adlandırır ve çoğul fiil alır | The rich are not always happy. | Zenginler her zaman mutlu değildir. |
| B2Tümleç | to ve bir fiil, bir that cümlesi veya -ing; kind sıfatı of alır | It is kind of you to help. | Yardım etmen çok nazik bir davranış. |
| C1Niteleyiciler | tireli öbek isimden önce, uzun öbek isimden sonra gelir | an easy-to-use app / a man proud of his son | kullanımı kolay bir uygulama / oğluyla gurur duyan bir adam |
| C1Vurgu | bazı sıfatlar ismi güçlendirir ve ondan önce gelir | a complete idiot / a sheer waste of time | tam bir salak / tam bir zaman kaybı |
| Tuzak | tekil ve çoğul için tek biçim | two red cars | iki kırmızı araba |
| A2Tuzak | boyut renkten önce, yaş malzemeden önce | a big red bag / an old wooden table | büyük kırmızı bir çanta / eski tahta bir masa |
Karşılaştırma ve üstünlük dereceleri
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Tek heceli sıfatlar ya da -y ile biten iki heceli sıfatlar | + er / + est | Trains are faster than buses. / It's the cheapest. | Trenler otobüslerden daha hızlı. / En ucuzu bu. |
| Yazım | -e ile bitenlere r eklenir; y, i olur; son ünsüz ikilenir | nice → nicer / happy → happier / big → bigger | hoş, daha hoş / mutlu, daha mutlu / büyük, daha büyük |
| İki ya da daha fazla heceli diğer sıfatlar | more + sıfat / the most + sıfat | This bag is more expensive. | Bu çanta daha pahalı. |
| Düzensiz biçimler | good → better → the best / bad → worse → the worst | It's the best film of the year. | Yılın en iyi filmi bu. |
| karşılaştırma derecesi + than | iki şeyi karşılaştırır; konuşmada than sonrasında nesne zamiri gelir | She is taller than me. | O benden daha uzun. |
| the + üstünlük derecesi + in / of | üç ya da daha fazla şey arasında en üstteki; yer ya da grupla in, sayıyla of kullanılır | She is the tallest in the class. | Sınıfın en uzunu o. |
| as + sıfat + as / not as + sıfat + as | eşitlik; eşitsizlik | My flat is as big as yours. / Tea is not as strong as coffee. | Benim dairem seninki kadar büyük. / Çay kahve kadar kuvvetli değil. |
| B2Niteleyiciler | much ve far karşılaştırma derecesini, by far üstünlük derecesini güçlendirir | It is far cheaper. / It is by far the best. | Bu çok daha ucuz. / Bu açık ara en iyisi. |
| B2the + karşılaştırma derecesi + the + karşılaştırma derecesi | bir değişiklik bir diğerini getirir | The more you practise, the better you get. | Ne kadar çok pratik yaparsan o kadar iyi olursun. |
| B2Like mı as mı | like benzerlik bildirir; as bir rol belirtir ya da cümle alır | She sings like a professional. / She works as a nurse. | Profesyonel biri gibi şarkı söylüyor. / Hemşire olarak çalışıyor. |
| C1Kalıplaşmış ifadeler | all the more, none the wiser, the less said the better | I read it and I am none the wiser. | Okudum, ama öncekinden fazla bir şey anlamadım. |
| Tuzak | better ve worse zaten karşılaştırma derecesindedir | This is better. | Bu daha iyi. |
Too, enough, so ve such
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| too + adjective / adverb | gerekenden fazla; sonuç to + V ile gelir | The box is too heavy for me to lift. | Kutu, kaldıramayacağım kadar ağır. |
| sıfat + enough / enough + isim | enough, sıfattan sonra ve isimden önce gelir | She is old enough to drive. / We have enough chairs. | O, araba kullanabilecek yaşta. / Yeterince sandalyemiz var. |
| so + adjective / adverb | sonuç that ile gelir | I was so tired that I fell asleep. | O kadar yorgundum ki uyuyakaldım. |
| such a + sıfat + tekil isim / such + sıfat + çoğul isim | such isimle, so sıfat ya da zarfla kullanılır | It's such a good film. / They are such nice people. | Bu çok iyi bir film. / Onlar çok iyi insanlar. |
| B2Daha güçlü ya da daha zayıf | far too ve a little too; more than enough, not nearly enough | It is far too hot. / We have more than enough food. | Hava fazlasıyla sıcak. / Yiyeceğimiz fazlasıyla yeter. |
| B2Sonuç ya da amaç | so sonuç bildirir; so that ve so as to amaç bildirir | It was so cold that the lake froze. / We left early so that we could get seats. | Hava o kadar soğuktu ki göl dondu. / Yer bulabilelim diye erken çıktık. |
| C1Resmî derece | so much so that, to such an extent that, so foolish as to | He was nervous, so much so that he could not speak. | Gergindi, hem de öyle ki konuşamıyordu. |
| C1something of a + isim | enough of a, not much of a, something of a | She is something of an expert. | O, bir bakıma uzman sayılır. |
| Tuzak | not + sıfat + enough | The room is not big enough. | Oda yeterince büyük değil. |
| Tuzak | so many + çoğul isim | I have so many friends. | Pek çok arkadaşım var. |
Derece, odak ve tutum zarfları
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Sıfatlarla derece | very derecelendirilebilir sıfatlarla, absolutely uç anlamlı sıfatlarla kullanılır | It's very cold. / It's absolutely freezing. | Hava çok soğuk. / Hava dondurucu soğuk. |
| Quite | quite, derecelendirilebilir sıfattan önce orta dereceyi, uç anlamlı sıfattan önce tam dereceyi bildirir | It's quite good. / I'm quite sure. | Oldukça iyi. / Oldukça eminim. |
| Fiillerle derece | çoğu fiilden önce gelir; very much ve a lot fiilden sonra gelir | I totally agree. / I like it very much. | Tamamen katılıyorum. / Çok hoşuma gidiyor. |
| Odak | odak zarfı, vurguladığı sözcüğün yanında yer alır | Only Tom came. / Tom came only on Monday. | Yalnızca Tom geldi. / Tom yalnızca pazartesi günü geldi. |
| Still ve no longer | still sürmekte olduğunu; no longer ve any more sona erdiğini bildirir | She still lives here. / She no longer lives here. | Hâlâ burada yaşıyor. / Artık burada yaşamıyor. |
| Cümle zarfları | tüm cümleyi yorumlar; başta olduklarında virgül gelir | Luckily, nobody was hurt. | Şans eseri, kimse yaralanmadı. |
| C1Yumuşatıcılar | hardly, scarcely ve barely olumsuz anlamlıdır: ikinci bir olumsuzluk gelmez | I can hardly see. | Zar zor görebiliyorum. |
| C1Eşdizimler | pekiştirici, sıfatın anlamına göre seçilir | highly unlikely / deeply concerned | çok düşük ihtimalli / derinden endişeli |
| C1Tutum zarfları | konuşurun ne kadar emin ya da ne kadar adil olduğunu gösterir | Arguably, it is her best book. | Bu, onun en iyi kitabı sayılabilir. |
| Tuzak | uç anlamlı sıfat absolutely veya really alır | The soup is absolutely delicious. | Çorba kesinlikle harika. |
Edatlar
Zaman edatları: in, on, at
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| at | saatler, night, midday, Christmas, Easter | at 9:30 / at night | saat 9:30’da / geceleri |
| on | günler, tarihler ve günün bir bölümüyle birlikte bir gün | on Monday morning / on 5 May | pazartesi sabahı / 5 Mayıs |
| in | aylar, mevsimler, yıllar, morning, afternoon, evening | in January / in summer | ocak ayında / yazın |
| Süre | süre at, on, in sırasıyla uzar | at 7 o'clock / on Monday / in July | saat 7’de / pazartesi / temmuzda |
| Edat yok | this, next, last, every, today, tomorrow sözcüklerinden önce | I'm busy this week. / I walk every morning. | Bu hafta meşgulüm. / Her sabah yürürüm. |
| B2By ve until | by son tarihi, until ise sürüp giden bir durumu bildirir | Send it by Friday. / I'm away until Friday. | En geç cuma gününe kadar gönder. / Cumaya kadar yokum. |
| B2For, during, while | for süreyi bildirir, during bir isimle, while ise bir cümleyle kullanılır | We waited for two hours. / He slept during the film. / The phone rang while he slept. | İki saat bekledik. / Film sırasında uyudu. / O uyurken telefon çaldı. |
| B2In, within, after | in two days iki gün geçtikten sonrayı, within two days ise iki gün bitmeden öncesini anlatır | It arrives in two days. ≠ It arrives within two days. | İki gün sonra gelir. ≠ İki gün içinde gelir. |
| C1Resmî dil | prior to, following, upon ve as of resmî dildedir | Prior to the meeting, read the report. / Upon arrival, call the office. | Toplantıdan önce raporu oku. / Varışta ofisi ara. |
| C1Dönemler | on yıllık dönemler, mevsimler ve yaklaşık zamanlar | She was born in the early 1990s. / I'll arrive around six. | 1990’ların başında doğdu. / Altı sularında gelirim. |
| Tuzak | tarihler on, aylar in ile kullanılır | My birthday is on 5 May. / It's cold in January. | Doğum günüm 5 Mayıs. / Ocak ayında hava soğuk. |
| Tuzak | the weekend için at kullanılır | We relax at the weekend. (ABD: on the weekend) | Hafta sonu dinleniriz. |
Yer ve hareket edatları
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| in | bir alanın içi, şehir ya da ülke | in the bag / in Madrid | çantada / Madrid’de |
| on | bir yüzeyle temas | on the table / on the wall | masanın üstünde / duvarda |
| at | bir nokta ya da amacına göre bir yer | at the door / at home | kapıda / evde |
| Kalıp ifadeler | the olmadan: at home, at work, in bed, to school | She's at work. / I go to work. | O işte. / İşe giderim. |
| behind, near | doğrudan ismin önünde yer alır | I live near the park. | Parkın yakınında yaşıyorum. |
| to / from | bir yere ve bir yerden hareket; home, go fiilinden hemen sonra gelir | We go to the beach. / I go home. | Plaja gideriz. / Eve giderim. |
| A2in → into / on → onto / at → to | yer, harekete dönüşür | She goes into the kitchen. / The cat jumps onto the sofa. | Mutfağa girer. / Kedi kanepenin üstüne zıplar. |
| A2along, across, through | hareketin yolu | We walk across the bridge. / The train goes through a tunnel. | Köprüden karşıya yürürüz. / Tren bir tünelden geçer. |
| A2arrive | arrive in şehir ya da ülke için; arrive at bina için | We arrive in Paris. / I arrive at the office. | Paris’e varırız. / Ofise varırım. |
| A2Ulaşım | get on a bus, train, plane, bike; get in a car, taxi | I get on the bus. / She gets in the taxi. | Otobüse binerim. / O taksiye biner. |
| B2Konum ve yön | between ile among, towards ile to gibi çiftler | She sat between Tom and Ana. / He ran towards the gate. | Tom ile Ana’nın arasına oturdu. / Kapıya doğru koştu. |
| C1Soyut ve resmî | under control gibi durumlar ve on behalf of gibi sözcük grupları | The fire is under control. / I write on behalf of the team. | Yangın kontrol altında. / Ekip adına yazıyorum. |
| Tuzak | next to ve in front of ifadeleri to ve of sözcüklerini korur | next to the café / in front of the school | kafenin yanında / okulun önünde |
Sabit edatlar
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Fiil | fiil + edat + isim; edatı fiil belirler | I depend on my parents. | Anne babama bağımlıyım. |
| Sıfat | sıfat + edat + isim; çift birlikte öğrenilir | She is afraid of spiders. | O, örümceklerden korkar. |
| İsim | isim + edat + isim; çift birlikte öğrenilir | What is the reason for the delay? | Gecikmenin nedeni nedir? |
| Edattan sonra | bir isim, nesne zamiri ya da -ing biçimi | She insisted on paying. | Ödemekte ısrar etti. |
| Sorular ve edilgen çatı | edat fiilinin yanında kalır | What are you waiting for? | Neyi bekliyorsun? |
| İki edat | edat anlamı değiştirir | I'm looking for a map. / She looks after her brother. | Bir harita arıyorum. / O, kardeşine bakıyor. |
| C1Ortaçlar | ortaçlar sabit edatlarla kullanılır; committed to sonrasında -ing gelir | The film is based on a true story. / We are committed to helping. | Film gerçek bir hikâyeye dayanıyor. / Yardım etmeye kararlıyız. |
| C1Daha ince ayrımlar | tek sözcük, iki anlam: responsible for bir görevle, responsible to bir kişiyle kullanılır | He is responsible to the manager. / I prefer tea to coffee. | Müdüre karşı sorumludur. / Çayı kahveye tercih ederim. |
| C1Akademik isimler | her soyut isim tek bir edatla kullanılır | the impact on small shops / a link between sleep and memory | küçük dükkânlar üzerindeki etki / uyku ile bellek arasındaki bağ |
| C1Resmî fiiller | resmî fiiller sabit edatlarla kullanılır | Staff must comply with the rules. / Costs amount to ten thousand pounds. | Personel kurallara uymak zorundadır. / Maliyet on bin sterlini bulur. |
| Tuzak | discuss, mention, enter ve attend edat almaz | We discussed the plan. | Planı görüştük. |
| C1Tuzak | comprise ve emphasise edat almaz | The course comprises six units. | Kurs altı üniteden oluşur. |
Sözcük türetme
Önekler ve sonekler
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Sonekler | -tion / -ment / -ness isim, -able / -ful / -ous sıfat türetir | educate → education / kind → kindness / enjoy → enjoyable | eğitim / nezaket / keyifli |
| Fiil türetme | -ise / -ify / -en / en- fiil türetir | simple → simplify / short → shorten / rich → enrich | basitleştirmek / kısaltmak / zenginleştirmek |
| Olumsuzluk önekleri | un- / in- / dis- / non- / mis- olumsuzluk katar; in- öneki im-, il-, ir- olur | happy → unhappy / agree → disagree | mutsuz / aynı fikirde olmamak |
| Diğer önekler | re- yeniden, over- fazla, under- az, ex- eski | write → rewrite / cook → overcook / wife → ex-wife | yeniden yazmak / fazla pişirmek / eski eş |
| Ses | bazı sonekler vurguyu kaydırır ve ünlüyü kısaltır | ˈphotograph → photoˈgraphic / divide → division | fotoğrafik / bölme |
| Tuzak | possible sözcüğü in- alır; p harfinden önce im- olur | It is impossible to finish today. | Bugün bitirmek imkânsız. |
| C1Üretken sonekler | -ish / -y / -able / -ify / -ism yeni köklere serbestçe eklenir | download → downloadable / solid → solidify | indirilebilir / katılaştırmak |
| C1-ity / -ness | -ity genellikle Latince kökenli bir sıfattan sonra, -ness ise Cermen kökenli bir sıfattan sonra gelir | possible → possibility / kind → kindness | olasılık / nezaket |
| C1Birleşen biçimler | Yunanca ve Latince biçimler teknik sözcükler yapar | biology / geography / telephone | biyoloji / coğrafya / telefon |
| C1Üslup | Latince kökenli sözcükler, Cermen kökenli karşılıklarından daha resmî duyulur | begin = commence / enough = sufficient | başlamak / yeterli |
Bileşik sözcükler ve tür dönüşümü
| Konu | Kural | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Bileşik isim | son sözcük ana sözcüktür; ilk sözcük anlamını daraltır | a bus stop / a swimming pool | otobüs durağı / yüzme havuzu |
| Bileşik sıfat | sayıdan sonra tekil isim; isimden ya da zarftan sonra ortaç | a ten-minute walk / home-made jam / a well-known author | on dakikalık bir yürüyüş / ev yapımı reçel / tanınmış bir yazar |
| Tür dönüşümü | sözcük biçim değiştirmeden tür değiştirir; ekler düzenlidir | I'll email you. / Let's go for a run. | Sana e-posta atarım. / Hadi koşuya çıkalım. |
| Kısaltılmış biçimler | kırpmalar ve kaynaştırmalar birer sözcüktür; baş harf kısaltmaları sese göre a ya da an alır | I go to the gym. / an MP | Spor salonuna giderim. / bir milletvekili |
| C1Anlam ilişkisi | ilk isim maddeyi, amacı, yeri, eylemi yapanı ya da zamanı gösterir | a gold ring / a bus driver | altın yüzük / otobüs şoförü |
| C1Çoğul niteleyici | birkaç niteleyici çoğul biçimini korur | a sports car / a women's magazine | spor araba / kadın dergisi |
| C1İkileme | tekrarda ünlü değişir; i ünlüsü a ya da o ünlüsünden önce gelir | zigzag / ping-pong | zikzak / pinpon |
| C1Üretken öğe | -free, -proof ya da -led gibi bir öğe yeni sıfatlar türetir | a sugar-free drink | şekersiz bir içecek |
| Tuzak | sayıdan sonraki isim tekil kalır | a five-year-old boy | beş yaşında bir oğlan |