Okuma dili: Türkçe

Özet sayfa A0–C1

Temeller

Alfabe

KonuKuralÖrnekTürkçe
26 harfünlüler a, e, i, o, u; 21 ünsüz; y hem ünlü hem ünsüz olarak kullanılıryes / myevet / benim
A H J Kadlarda /eɪ/ sesi vardırH /eɪtʃ/ · J /dʒeɪ/ · K /keɪ/eyç / cey / key
B C D E G P T Vadlar /iː/ ile biterB /biː/ · C /siː/ · T /tiː/bi / si / ti
F L M N S Xadlar /e/ ile başlarF /ef/ · M /em/ · X /eks/ef / em / eks
I Yadlar /aɪ/ ile biterI /aɪ/ · Y /waɪ/ay / vay
O R Zher adın sesi kendine özgüdürO /əʊ/ · R /ɑː/ · Z /zed/ou / ar / zed
Q U Wadlar /juː/ ile biter; W harfi double U diye okunurQ /kjuː/ · U /juː/ · W /ˈdʌbəljuː/kyu / yu / dabılyu
Ad ve sesbir harfin adı, sözcük içindeki sesinden farklı olabilirA /eɪ/ ≠ apple /æ/elma
USZ harfi /ziː/, R harfi /ɑːr/ diye okunurZ /ziː/ · R /ɑːr/zi / ar
TuzakG ile J, E ile I harfleri adlarındaki ünlüyle ayırt edilirG /dʒiː/ · J /dʒeɪ/ · E /iː/ · I /aɪ/ci / cey / i / ay

Sesler ve IPA

KonuKuralÖrnekTürkçe
IPAher ses için bir simge, eğik çizgiler arasında yazılırbook /bʊk/kitap
Yazım ve sesyazım ile ses çoğu zaman farklıdır: photo sözcüğünde ne /p/ ne de /h/ sesi vardırphoto /ˈfəʊtəʊ/fotoğraf
ː / ˈː ünlüyü uzatır; ˈ vurgulu hecenin önüne gelirfood /fuːd/ · teacher /ˈtiːtʃə/yiyecek / öğretmen
Ünsüz simgeleribazı simgeler yazımdan farklıdır: ch → /tʃ/, j → /dʒ/, y → /j/chair / job / yessandalye / iş / evet
A1İki heceli sözcüklerde vurguisim ve sıfatların çoğu: ilk hece; fiillerin çoğu: ikinci heceˈteacher / beˈginöğretmen / başlamak
A1-tion / -sion / -icvurgu, ekten önceki hecededirinforˈmation / fanˈtasticbilgi / fantastik
A1Zayıf ünlüvurgusuz ünlüler çoğu zaman zayıf /ə/ sesidirabout /əˈbaʊt/hakkında
A1US/ɒ/ sesi /ɑː/ olur, /əʊ/ sesi /oʊ/ olur, /r/ sesi ise ünlülerden sonra da okunurhot /hɑːt/ · car /kɑːr/sıcak / araba
B2Sözcük aileleriher sonek kendi vurgusunu belirler, bu yüzden vurgu yer değiştirirˈphotograph / phoˈtographer / photoˈgraphicfotoğraf / fotoğrafçı / fotografik
B2İsim ve fiilisimde vurgu birinci hecede, fiilde ikinci hecededira ˈrecord ≠ to reˈcordkayıt ≠ kaydetmek
C1İkincil vurguuzun sözcüklerde ana vurgudan ˈ önce ˌ bulunurinformation /ˌɪnfəˈmeɪʃn/bilgi
A1Tuzakkısa /ɪ/ ile uzun /iː/ farklı sözcükler oluştururship /ʃɪp/ · sheep /ʃiːp/gemi / koyun
A1Tuzakth, /θ/ ya da /ð/ olarak okunurthink /θɪŋk/ · this /ðɪs/düşünmek / bu

Sayılar

KonuKuralÖrnekTürkçe
0–12her sayının kendi sözcüğü vardır; -teen 13’te başlarzero / eleven / twelvesıfır / on bir / on iki
-teen13–19 vurgulu -teen alır; 13, 15 ve 18’de ilk bölüm değişirthirteen /θɜːˈtiːn/ · fifteen · eighteenon üç / on beş / on sekiz
-tyonluklar -ty ile biter ve vurgu ilk bölümdedirthirty /ˈθɜːti/ · fortyotuz / kırk
21–99ten + tire + birimtwenty-one / forty-fiveyirmi bir / kırk beş
hundred, thousand, millionsayıdan sonra tekil kalırlar; and, hundred sözcüğünden sonra gelirtwo hundred and fifty / five millioniki yüz elli / beş milyon
Sıra sayılarışeylerin sırasını bildirir: first, second, third; 4’ten itibaren -th eklenirMy flat is on the second floor. / the fourth of JulyDairem ikinci katta. / Temmuz’un dördü
Kısaltılmış yazımsayı + sözcüğün son iki harfi1st / 2nd / 3rd / 4thbirinci / ikinci / üçüncü / dördüncü
Bileşik sıra sayılarıyalnızca son sözcük değişirtwenty-first / a hundred and secondyirmi birinci / yüz ikinci
Telefon numaralarıher rakam ayrı söylenir; 0 oh olarak okunur; iki aynı rakam double ile söylenir077 → oh double sevensıfır, yedi, yedi
Virgül ve noktavirgül binlik basamaklarını ayırır; nokta ondalık kısmı ayırır1,500 / 2.5 → two point fivebin beş yüz / iki virgül beş
B2Kesirlersayı artı sıra sayısı; birden büyükse -s eklenira third / three quartersüçte bir / dörtte üç
B2İsimden öncesayı + tire + tekil isima ten-minute walk / a five-year-old boyon dakikalık bir yürüyüş / beş yaşında bir çocuk
C1Oranlariki nokta to diye okunur; oranlar in ile söylenir3:1 → three to one / one in threeüçe bir / üçte bir
Tuzakfive, nine, twelve ve twenty sıra sayılarında yazımını değiştirirfifth / ninth / twelfth / twentiethbeşinci / dokuzuncu / on ikinci / yirminci
Tuzakforty sözcüğünde, fourteen sözcüğündeki u yokturfourteen ≠ fortyon dört, kırk

Günler, aylar ve tarihler

KonuKuralÖrnekTürkçe
GünlerMonday to Friday arası günlere weekdays, Saturday ve Sunday günlerine the weekend denirMonday / Friday / the weekendpazartesi / cuma / hafta sonu
Aylaron iki ay, January ayından December ayına kadarJanuary / June / Decemberocak / haziran / aralık
Ayın günügün sıra sayısıyla söylenir, ardından of ve ay gelir5 May → the fifth of May5 Mayıs
Tarih sırasıgün, ay, yıl (ABD: ay, gün, yıl)04/07/2026 = 4 July4 Temmuz 2026
Yıllariki rakam çifti; 00 hundred olur, 01–09 oh alırnineteen ninety-nine / nineteen hundred / nineteen oh five1999 / 1900 / 1905
2000 sonrası2000–2009: two thousand (and) + birim; 2010’dan itibaren iki biçim de yaygındırtwo thousand and eight / twenty twenty-six2008 / 2026
Tarihi sormatarih What's the date today? ile sorulur, cevap sıra sayısıyla verilirIt's the tenth of October.Bugün 10 Ekim.
Büyük harflerİngilizcede gün ve ay adları büyük harfle başlarMonday / Junepazartesi / haziran
B2On yıllarthe 1990s, the nineties diye okunur; yüzyılın sırası yılın ilk iki hanesinden bir fazladırthe nineties / the early nineties1990’lar / 1990’ların başı
B2ÇağlarAD yılın önüne, BC yılın arkasına gelirAD 2026 / 44 BCMS 2026 / MÖ 44
B2Tarih aralıklarıiki tarih orta uzunlukta tire (–) ya da from ve to ile bağlanır3–5 July / from the 3rd to the 5th3–5 Temmuz / 3’ünden 5’ine kadar
TuzakWednesday sözcüğündeki ilk d okunmazWednesday /ˈwenzdeɪ/çarşamba

Saati söyleme

KonuKuralÖrnekTürkçe
Sormacevap verirken It's + saat kullanılırWhat time is it? — It's seven thirty.Saat kaç? — Saat yedi buçuk.
Sayılarönce saat, sonra dakika söylenir; 1–9 dakika oh alır7:05 → seven oh five7:05 — yedi sıfır beş
o'clocktam saat o'clock alırseven o'clocksaat yedi
A1past1–30 dakika: saatten sonra (past)five past three / (a) quarter past three / half past threeüçü beş geçiyor / üçü çeyrek geçiyor / üç buçuk
A1to31–59 dakika: sonraki saate kalan (to); önce dakika söylenirtwenty to four / (a) quarter to fourdörde yirmi var / dörde çeyrek var
A1minutesdakika 5, 10, 15… değilse minutes eklenirthree minutes past sixaltıyı üç dakika geçiyor
A1a.m. / p.m.a.m. gece yarısından öğleye kadardır; p.m. öğleden gece yarısına kadardırseven a.m. / three p.m.sabah saat yedi / öğleden sonra saat üç
A1Günün bölümlerisaatten sonra günün bölümü eklenirseven in the morning / three in the afternoon / eight in the evening / eleven at nightsabah saat yedi / öğleden sonra saat üç / akşam saat sekiz / gece saat on bir
A124 saatkonuşmada 12 saatlik düzen, tarifelerde 24 saatlik düzen kullanılır19:30 → nineteen thirty19:30 — on dokuz otuz
A1USpast yerine after, to yerine of kullanılıra quarter after three / ten of fourüçü çeyrek geçiyor / dörde on var
B2Yaklaşık saatlerabout, nearly ve just gone saatten önce gelir; on the dot saatten sonra gelirabout half past three / seven o'clock on the dotyaklaşık üç buçuk / tam saat yedi
Tuzakdakikalar o'clock ifadesinin yerini alırseven fifteenyedi on beş

Bağlı konuşma ve tonlama

KonuKuralÖrnekTürkçe
Zayıf biçimlerişlev sözcükleri cümle içinde zayıf, cümlenin sonunda güçlüdüra cup of tea /ə ˈkʌp əv ˈtiː/bir fincan çay
Cümle vurgusuiçerik sözcükleri vurgu taşır, işlev sözcükleri zayıf kalırWe want to go to the park.Parka gitmek istiyoruz.
Bağlamasondaki ünsüz sonraki ünlüyle birleşir; /r/, /j/ ve /w/ ünlüleri bağlarturn off /tɜː.nɒf/kapatmak
Ses düşmesi ve benzeşmet ve d ünsüzler arasında düşer; sondaki ünsüz sonrakine uyarnext day /neks deɪ/ · ten boys /tem bɔɪz/ertesi gün / on oğlan
Tonlamabildirme cümlelerinde ve wh- sorularında düşer, evet/hayır sorularında yükselirWhere do you live? ↘ / Do you live here? ↗Nerede yaşıyorsun? / Burada mı yaşıyorsun?
Karşıtlık vurgusukarşıtlığı taşıyan sözcük vurgulanırI didn't say he stole her money.Onun parasını çaldığını söylemedim.
C1Gündelik kısaltmalaryou, d ve t ile kaynaşır; going to yerine gonna kullanılır; h düşerdid you /ˈdɪdʒuː/ · going to gonnasen … mı? / yapacağım
C1Tutumaynı sözcükler tona göre anlam değiştirirReally? ↗ / Really? ↘↗Gerçekten mi? / Gerçekten mi?
C1Odakyeni bilgi vurgu alır; bilinen sözcükler vurguyu kaybederWho broke it? — Tom broke it.Bunu kim kırdı? — Tom kırdı.
C1Tuzakbildirme cümleleri düşer; sondaki yükselme soru gibi duyulurI live in Leeds. ↘Leeds’te yaşıyorum.

Yazım kuralları

KonuKuralÖrnek
Ünsüz ikilenmesitek vurgulu ünlüden sonra son ünsüz ikilenirbegin → beginning / visit → visited
Okunmayan eünlüden önce düşer, ünsüzden önce kalırhope → hoping / hope → hopeful
ünsüz + yy, i olur; ancak -ing öncesinde kalırstudy → studied / study → studying
ie ve ei/iː/ için ie, ancak c harfinden sonra eibelieve / receive
-able / -ible-able tam bir sözcükten sonra, -ible sözcük olmayan bir kökten sonracomfortable / possible
Önekleriki parça da bütün harflerini korur; in-, il-, im-, ir- olurmis + spell → misspell / in + possible → impossible
Okunmayan harflerbazı yazımlarda okunmayan bir harf bulunurknee / lamb / night
İngiliz ve Amerikanİngiliz -our, -re, -ise; Amerikan -or, -er, -izecolour (ABD: color) / centre (ABD: center)
Tuzak-ful tek l içerir, bu yüzden -fully iki l içerirShe works carefully.
C1/ʃn/ sesi-tion; l, n, r harflerinden sonra -sion; kısa ünlüden sonra -ssionaction / tension / mission
C1Aynı sesyazımı cümlenin dil bilgisi belirlerThe dog wagged its tail. / It's late.
C1Tuzakiki çift ikiz harf: cc ve rr, cc ve mmoccurrence / accommodate

Noktalama ve büyük harfler

KonuKuralÖrnekTürkçe
Cümle sonudolaylı sorudan sonra nokta, doğrudan sorudan sonra soru işaretiShe asked where I was going. / Where are you going?Nereye gittiğimi sordu. / Nereye gidiyorsun?
Virgül: cümlelerbaştaki cümleden sonra; but, so ve yet öncesindeIf it rains, we stay in. / I was tired, so I went home.Yağmur yağarsa evde kalırız. / Yorgundum, bu yüzden eve gittim.
Virgül: ara ifadelerek bilginin iki yanında bir çift virgülAnna, who lives here, is a nurse.Burada yaşayan Anna bir hemşire.
Kesme işaretikısaltmalar ve sahiplik; çoğulda ve its sözcüğünde kullanılmazI don’t know. / two CDs / the dog wagged its tailBilmiyorum. / iki CD / köpek kuyruğunu salladı
İki nokta ve noktalı virgüliki nokta açıklama başlatır; noktalı virgül ilgili cümleleri bağlarTwo options: stay or go. / Tom likes tea; Ana likes coffee.İki seçenek var: kalmak ya da gitmek. / Tom çayı sever; Ana kahveyi sever.
Kısa çizgi ve tireisimden önce kısa çizgi, sonra yok; aralıklar için orta tirea well-known author / the years 1990–2000tanınmış bir yazar / 1990–2000 yılları
Tırnak işaretitek tırnak; konuşanı belirtmeden önce virgül tırnağın içinde kalır‘Come in,’ she said.“İçeri gel,” dedi.
Büyük harflerİngilizcede özel adlar, uyruklar, diller, günler ve aylar büyük harfle başlar; mevsimler başlamazShe teaches Spanish on Mondays in summer.Yazın pazartesi günleri İspanyolca öğretir.
C1Virgül ve anlamvirgüllü cümle ek bilgi verir; virgülsüz cümle kimden söz edildiğini belirtirmy brother who lives in Leeds ≠ my brother, who lives in Leeds,Leeds’te yaşayan erkek kardeşim / erkek kardeşim, ki Leeds’te yaşıyor,
C1Cümle başı öbekleribaşta gelen ortaç öbeğinden veya bağımsız yapıdan sonra virgül gelir; that öncesinde virgül yokturHaving finished, she left. / The work done, they went home.İşini bitirince gitti. / İş bitince eve gittiler.
C1Tire, iki nokta, noktalı virgüliki nokta açıklar, noktalı virgül dengeler, tire vurgularI knew the answer – but I said nothing.Cevabı biliyordum – ama bir şey söylemedim.
Tuzakits sahipliği gösterir; it’s = it is veya it hasThe dog wagged its tail. ≠ It’s raining.Köpek kuyruğunu salladı. / Yağmur yağıyor.

İsimler ve belirleyiciler

Artikeller: a, an, the

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçima ünsüz sesten önce, an ünlü sesten öncea book / an applebir kitap / bir elma
a / antek bir şey, bir meslek ya da ilk anılışShe's a doctor.O bir doktor.
theikimizin de bildiği ya da daha önce anılmış bir şeyThere's a cat. The cat is black.Bir kedi var. Kedi siyah.
thetek olan; üstünlük dereceleri ve sıra sayılarıthe sun / the best / the first timegüneş / en iyi / ilk kez
A2thenehirler, denizler, okyanuslar, dağ silsilelerithe Thames / the Atlantic / the AlpsThames / Atlantik / Alpler
A2theçoğul adlı ülkeler; adında Kingdom veya States geçenlerthe UK / the USA / the NetherlandsBirleşik Krallık / ABD / Hollanda
B1thethe + sıfat bir insan grubu anlamına gelirthe rich / the youngzenginler / gençler
Artikel yokgenel anlamda çoğul ve sayılamayan isimler; öğünler; özel adlarI like dogs. / We have lunch at two.Köpekleri severim. / Öğle yemeğini ikide yeriz.
A2Artikel yokhome, work, school, bed; by sonrasında ulaşım araçlarıgo home / at work / by buseve gitmek / işte / otobüsle
B1Artikel yokhospital, prison, church işlevleri için; the binanın kendisi içinHe's in hospital.Hastanede yatıyor.
B2Genelçoğul ve soyut isimler artikel almaz; the bir türün tamamını anlatırDogs are loyal. / The tiger is endangered.Köpekler sadıktır. / Kaplan nesli tükenmekte olan bir türdür.
B2Yerlerthe takımadalar, çöller, oteller ve gemiler için; göller ve sokaklar için artikel yokthe Sahara / Lake GardaSahra / Garda Gölü
C1Özel adlarthe aile veya müzik grubu için; havalimanları için artikel yokthe Smiths / HeathrowSmith ailesi / Heathrow
C1Soyut isimsıfat aldığında a / an alabilira deep understandingderin bir anlayış
Tuzakilk ses belirler, harf değila university / an hourbir üniversite / bir saat
Tuzakçoğu ülkede artikel kullanılmazI live in Spain.İspanya’da yaşıyorum.

Tekil ve çoğul

KonuKuralÖrnekTürkçe
Çoğu isim+ stwo booksiki kitap
-s, -ss, -sh, -ch, -x, -z+ esbus → buses / box → boxesotobüsler / kutular
ünsüz + yy → iescity → citiesşehirler
ünlü + y+ sboy → boyserkek çocuklar
A1-o / -f / -febazı + es; -f / -fe → vespotato → potatoes / knife → knivespatatesler / bıçaklar
Düzensiz biçimler-s yok: man, woman, child, personthree childrenüç çocuk
A1foot, tooth, mousedüzensizfeet / teeth / miceayaklar / dişler / fareler
A1jeans, trousers, glassesyalnızca çoğul, çoğul fiilMy jeans are new.Kot pantolonum yeni.
A1-s’nin okunuşu/s/ ötümsüz seslerden sonra, /z/ ötümlü seslerden sonra, /ɪz/ /s z ʃ tʃ dʒ/ seslerinden sonracups /kʌps/ · dogs /dɒɡz/ · buses /ˈbʌsɪz/fincanlar / köpekler / otobüsler
B2Bileşik isimlerçoğul eki ana isme gelir; -ful ile biten sözcüklerde -s sona eklenirmother-in-law → mothers-in-law / spoonful → spoonfulskaynanalar / kaşık dolusu
B2Latince ve Yunanca sözcükler-is, -es olur; -on ve -um, -a oluranalysis → analyses / criterion → criteria / bacterium → bacteriaanalizler / ölçütler / bakteriler
B2Adlar, günler, harfleradlara, günlere, kısaltmalara ve on yıllara -s eklenirthe Smiths / MPs / the 1990sSmith ailesi / milletvekilleri / 1990’lar
Tuzakpeople çoğul fiille kullanılırThe people are nice.İnsanlar nazik.
A1Tuzaksheep ve fish aynı biçimde kalırtwo sheepiki koyun

Sayılabilir ve sayılamayan isimler

KonuKuralÖrnekTürkçe
Sayılabilira / an tekilde, -s çoğuldaa book / two booksbir kitap / iki kitap
Sayılamayanmaddeler, malzemeler, kavramlar: a / an almaz, çoğul olmazI like music.Müziği severim.
Fiiltekil fiil, news için deThe water is cold. / The news is good.Su soğuk. / Haberler iyi.
Birimbir birimle sayılır; birim çoğul alıra glass of water / a piece of advice / two cups of coffeebir bardak su / bir tavsiye / iki fincan kahve
A2Nesne gruplarınesne grupları da sayılamayan isimlerdirfurniture / luggage / homeworkmobilya / bagaj / ev ödevi
A2Her iki türbazı isimler her iki türdendir; anlam değişirI like coffee. ≠ Two coffees, please.Kahveyi severim. / İki kahve, lütfen.
B2Topluluk isimlerigrup için tekil fiil, üyeleri için çoğul fiilThe team is winning. ≠ The team are arguing.Takım kazanıyor. / Takım tartışıyor.
B2-s ile biten isimlerbazıları tekil, bazıları çoğul fiille kullanılırMathematics is hard. / My savings are small.Matematik zor. / Birikimlerim az.
C1Soyut isimsıfatla birkaçı a / an alabilirShe has a good knowledge of French.İyi düzeyde Fransızca bilgisi var.
C1Yalnızca çoğul olan isimlerbazılarının kendine özgü bir anlamı vardırgood manners / high spiritsiyi görgü / yüksek moral
Tuzakadvice ve information: some veya a piece ofa piece of advice / some advicebir tavsiye / biraz tavsiye
Tuzakwork sayılamayan bir isimdir; a job sayılabilir bir isimdirShe has a good job.İyi bir işi var.

Miktar sözcükleri: some, any, much, many

KullanımSayılabilir çoğul isimSayılamayan isim
Olumlusome apples / a lot of applessome milk / a lot of milk
Olumsuznot any apples / not many applesnot any milk / not much milk
Soruany apples? / many apples?any milk? / much milk?
How…?How many apples?How much milk?
A2Teklif, ricaWould you like some apples?Can I have some milk?
A2Az bir sayı ya da miktara few applesa little milk
A2Hiçbir: no + isimno applesno milk
B1Yetersizfew appleslittle milk
B1Hiçbiri: none of + isimNone of the applesNone of the milk
B2Hepsiall the applesall the milk
B2Büyük bir sayı ya da miktara large number of applesa great deal of milk
C1Neredeyse hiçhardly any appleshardly any milk

İşaret sözcükleri: this, that, these, those

KullanımYakınUzak
Tekil isimden öncethis bagthat bag
Çoğul isimden öncethese shoesthose shoes
Tek başına, is ileThis is my bag.That is my bag.
Tek başına, are ileThese are my keys.Those are my shoes.
Kişileri tanıştırmaThis is Ana.—
TelefondaHi, this is Tom.Is that Ana? (ABD: Is this Ana?)
A1Bilinen bir ismin yerineI like this one.I like that one.
A1Zaman: şimdi / o zamanthis morningthat day
A1Az önce söylenen ya da yapılan bir şey—That's great!
B2Konuşma ve metinThis is what I mean: we need time.That's why I called.
B2DereceI didn't expect it to be this good.It isn't that bad.
C1Karşılaştırmada bir ismin yerine geçme—warmer than that of England
C1Özetleyici isimThis development worried us.—

İyelik 's

KonuKuralÖrnekTürkçe
Tekil isim+ 'sAna's carAna’nın arabası
-s ile biten çoğul+ 'my parents' houseanne babamın evi
Düzensiz çoğul+ 'sthe children's roomçocukların odası
İki sahip's son isme eklenirTom and Ana's flatTom ile Ana’nın dairesi
's veya ofinsanlar ve hayvanlar için 's, eşyalar için ofthe end of the filmfilmin sonu
İsim olmadanbirinin evi veya dükkânıat the doctor'sdoktorun muayenehanesinde
Sözcük sırasıönce sahip, sonra şey, artikel yokmy sister's phonekız kardeşimin telefonu
B2Zaman ve ölçüzaman dilimleri ve miktarlarla 's veya ' kullanılıra week's holiday / ten minutes' walkbir haftalık tatil / on dakikalık yürüyüş
B2Çifte iyelikof ve 's almış sahip: birçoğundan biria friend of Tom'sTom’un bir arkadaşı
C1Sınıflandıran 's's bir sahibi değil, şeyin türünü gösterira women's magazinebir kadın dergisi
C1-s ile biten adlar-s ile biten bir addan sonra 's veya 'Dickens's novels / Socrates' ideasDickens’ın romanları / Sokrates’in fikirleri
TuzakWhose sahibi sorar; Who's, who is anlamına gelirWhose bag? ≠ Who's there?Kimin çantası? / Orada kim var?

İsim öbekleri ve isimleştirme

KonuKuralÖrnekTürkçe
Konumlarön belirleyici, belirleyici, sayı, sıfat, isim niteleyici, ana isimall the other ten new bus driversdiğer on yeni otobüs şoförünün hepsi
Sırasıra sayısı asıl sayıdan önce gelir; all, both ve half belirleyiciden önce gelirthe first three days / all my friendsilk üç gün / tüm arkadaşlarım
İsimden sonraedat öbeği, to ile mastar, that ile cümle, of öbeği, apozisyona chance to win / the house on the hillkazanma şansı / tepedeki ev
İsimden öncetekil isim niteleyici, -ing ya da -ed ile biten sıfat; en fazla üça bus ticket / a broken windowbir otobüs bileti / kırık bir pencere
Ana öğe olarakbir sıfat, one ya da mine tüm öbeğin yerini tutabilirThe injured were treated quickly. / I'll take the red one.Yaralılara hemen müdahale edildi. / Kırmızı olanı alacağım.
C1İsimleştirmeisim eylemi adlandırır; nesnesi of ile sonra gelirThey destroyed the city. → the destruction of the cityŞehri yok ettiler. → şehrin yok edilmesi
C1Destek fiiligenel bir fiil, isimdeki eylemi taşırmake a decision / carry out an analysiskarar vermek / analiz yapmak
C1Kabuk isim (shell noun)bir isim, önceki bir cümleyi özetlerThe company cut prices. This move surprised its rivals.Şirket fiyatları düşürdü. Bu hamle rakiplerini şaşırttı.
C1Üslupkonuşmada fiiller, resmî ve akademik yazıda isimlerWe analysed (ABD: analyzed) the data. ≠ An analysis of the data was performed.Verileri analiz ettik. ≠ Verilerin bir analizi yapıldı.
Tuzakbirim, bir isimden önce tekil kalıra five-day coursebeş günlük bir kurs

Zamirler

Kişi zamirleri

KonuZamirlerKuralÖrnek
ÖzneI / you / he / she / it / we / theyfiilden önce gelirShe's a teacher.
A1Nesneme / you / him / her / it / us / themfiilden ya da edattan sonra gelirCan you help me?
İyelik + isimmy / your / his / her / its / our / theirisimden önce gelir, artikel almazMy name is Tom.
A1Tek başına iyelikmine / yours / his / hers / ours / theirstek başına kullanılır, isim almazThis bag is mine.
Hava durumu, saatitgerçek özne yok: it onun yerini tutarIt's cold today.
B2Önceleyen ititdaha sonra gelen mastarın ya da yan cümlenin yerini tutarIt is important to rest.
B2Tekil theytheytek kişi, cinsiyeti bilinmiyor; çoğul fiilIf a student is late, they must sign in.
C1HâlI / meedattan sonra nesne biçimi gelir, ikili grupta bileThis is between you and me.
C1Genel anlamlı zamirlerone / you / we / theyone resmî, you gündelik dilde kullanılırOne should check the facts. / You never know.
Tuzakitsits kesme işareti almaz; it's = it isThe dog wants its food.
A1Tuzakyours / hers / ours / theirskesme işareti yokIs this yours?

Belgisiz zamirler

KonuSözcüklerKuralÖrnek
some-somebody / someone / something / somewhereolumlu cümleler, teklifler ve ricalarI saw somebody in the garden.
any-anybody / anyone / anything / anywherenot sözcüğünden sonra ve sorulardaI didn't see anybody. / Did anyone call?
no-nobody / no one / nothing / nowherefiil olumlu kalır: tek bir olumsuz sözcükI saw nothing.
every-everybody / everyone / everything / everywhere“hepsi, her şey” anlamına gelirEverything is ready.
Fiileverybodybelgisiz zamirler tekil fiille kullanılırEverybody is here.
B2Tekilanother / the otherbir tane daha ya da farklı bir tane; ikiden ikincisiOne bag is red; the other is blue.
B2Çoğulothers / the othersbaşkaları, hepsi değil; geri kalanların hepsiSome stayed; the others left.
B2to, who, that ve of ilesomething / someone / everything / noneardından bir mastar, who ya da that ile başlayan bir cümle veya of ile kurulan bir öbek gelebilirI need someone to talk to.
B2Kalıp ifadeleranything but / nothing but / something of a / no one buthiç değil; yalnızca; biraz; dışında hiç kimseThe film was anything but dull.
Tuzaknobodyolumsuz özne → nobodyNobody came.
B2Tuzakanotheranother + tekil isimI need another book. / I need other books.

Dönüşlü zamirler

KonuKuralÖrnekTürkçe
myself / yourself / himself / herself / itselftekil biçimler -self ile biterShe talks to herself.O kendi kendine konuşuyor.
ourselves / yourselves / themselvesçoğul biçimler -selves ile biter; yourselves = birkaç kişiThey looked at themselves in the mirror.Aynada kendilerine baktılar.
Aynı kişinesne, özneyle aynı kişidirI burnt myself in the kitchen.Mutfakta kendimi yaktım.
Vurguyalnızca o kişi, başkası değilI made the cake myself.Pastayı kendim yaptım.
by + dönüşlü zamiryalnız, yardımsızHe lives by himself.O tek başına yaşıyor.
Rutin fiillerigünlük fiiller tek başına gelir: get dressed, relax, sit downI get dressed quickly.Çabuk giyinirim.
each otherher kişi → diğer kişiThey looked at each other.Birbirlerine baktılar.
B2Dönüşlü zamirli fiillerdönüşlü zamir fiilin parçasıdır: enjoy yourself, pride oneself onPlease behave yourselves.Lütfen düzgün davranın.
B2Yer edatlarından sonrakişi zamiri kullanılır, dönüşlü zamir değilShe put the bag behind her.Çantayı arkasına koydu.
B2Vurgulu konumöznenin hemen ardından ya da sonda; itself = bizzatI myself saw it. / The scenery itself is worth the trip.Onu bizzat ben gördüm. / Manzaranın kendisi yolculuğa değer.
B2Karşılıklı iyelikeach other ve one another 's alırThey borrow each other's books.Birbirlerinin kitaplarını ödünç alıyorlar.
Tuzakhim + self / them + selvesHe hurt himself. / They enjoyed themselves.Kendini incitti. / İyi eğlendiler.

Fiiller

to be fiili

ZamanSoruOlumluOlumsuz
FiilÖzneKalanÖzneFiilKalanÖzneFiilKalan
A2Gelecek zamanWillIbe late?Iwill belate.Iwon't belate.
youYouYou
heHeHe
sheSheShe
itItIt
weWeWe
theyTheyThey
Şimdiki zamanAmIlate?Iamlate.Iam notlate.
AreyouYouareYouaren't
IsheHeisHeisn't
sheSheShe
itItIt
AreweWeareWearen't
theyTheyThey
A1Geçmiş zamanWasIlate?Iwaslate.Iwasn'tlate.
WereyouYouwereYouweren't
WasheHewasHewasn't
sheSheShe
itItIt
WereweWewereWeweren't
theyTheyThey

Have ve have got

Biçimhavehave got
Olumlu: I / you / we / theyI have a car.I've got a car.
Olumlu: he / she / itShe has a car.She's got a car.
Olumsuz: I / you / we / theyI don't have a car.I haven't got a car.
Olumsuz: he / she / itHe doesn't have a car.He hasn't got a car.
Soru: I / you / we / theyDo you have a car?Have you got a car?
Soru: he / she / itDoes she have a car?Has she got a car?
Kısa cevapYes, I do. / No, I don't.Yes, I have. / No, I haven't.
Eylemler: yalnızca haveI have breakfast at 8.—
Üslupnötr, yazıda daresmî olmayan, çoğunlukla konuşmada
B2Ettirgen: have / get + isim + past participleI had my hair cut. / I got the car fixed.—
B2Biri yaparI had him check it. / I got him to help.—
C1Nesne + -ingThe joke had us laughing.—
C1Kalıplaşmış kullanımlarRumour has it that she is leaving.—

There is ve there are

BiçimTekilÇoğulSayılamayan
OlumluThere is a park.There are two parks.There is some milk.
Kısa biçimThere's a park.—There's some milk.
OlumsuzThere isn't a park.There aren't any parks.There isn't any milk.
SoruIs there a park?Are there any parks?Is there any milk?
How many, how much—How many parks are there?How much milk is there?
Kısa cevapYes, there is. / No, there isn't.Yes, there are. / No, there aren't.Yes, there is. / No, there isn't.
B2Diğer fiiller ve zamanlarThere seems to be a problem.There have been two accidents.There will be some rain.
B2TümleçThere's someone waiting.There are two windows broken.There's nothing to do.
C1Ortaç yantümcesiThere being no objection, we went ahead.——
C1Resmî fiillerThere followed a long silence.There are said to be ghosts here.—

Emir kipi

KonuKuralÖrnekTürkçe
Olumlutüm kişiler için yalın fiil; özne yok, -s yokOpen the door.Kapıyı aç.
OlumsuzDon't + V, be fiilinden önce de kullanılırDon't be late.Geç kalma.
ÖneriLet's + V: konuşanı da kapsar, diğerlerini katılmaya çağırırLet's go to the beach.Hadi plaja gidelim.
Olumsuz öneriLet's not + VLet's not wait.Beklemeyelim.
Kullanımtalimatlar, yön tarifleri, emirlerTurn left and go straight on.Sola dön ve dümdüz git.
Kullanımdavetler, teklifler, uyarılarCome in. / Look out!İçeri gel. / Dikkat!
Nezaketplease başta ya da sonda yer alırsa rica nazik olurPlease sit down.Lütfen otur.
TuzakDon't ve Let's sonrasında: yalın fiil, to yokDon't open it. / Let's go.Onu açma. / Gidelim.
B2Vurgudo fiilin önünde ısrar katarDo sit down.Buyur, otur.
B2Özneözne, kimin harekete geçeceğini belirtirSomebody call an ambulance.Biri ambulans çağırsın.
B2Üçüncü kişilet + kişi + V emreder ya da izin verirLet him in.Onu içeri alın.
B2Koşuland sonucu verir; or uyarıyı verirHurry up or you'll miss it.Acele et yoksa kaçırırsın.

Düzensiz fiiller tablosu

KalıpYalın hâlSimple PastPast Participle
Üç biçim de aynıputputput
-ought / -aughtbuyboughtbought
Simple Past ve Past Participle -d ile bitermakemademade
B1Sondaki -d, -t olurbuildbuiltbuilt
A2Uzun ünlü kısalır, -t eklenirkeepkeptkept
/iː/ sesi /e/ olarak kısalırmeetmetmet
Ünlü değişir, Simple Past = Past Participlesitsatsat
Past Participle = yalın hâlcomecamecome
i → a → udrinkdrankdrunk
Past Participle -en ile bitertaketooktaken
Past Participle -n / -negowentgone
Kullanım—tamamlanmış eylemler: I went to Madrid.have sonrasında: I have gone there.
B2İki geçerli biçimlearnlearnt / learnedlearnt / learned
B2Karıştırılan çiftlerlie / laylay / laidlain / laid
B2Bileşik fiil, temel fiilinin biçimlerini alırundertakeundertookundertaken
C1Daha seyrek kullanılan fiiller aynı kalıpları izlerweavewovewoven

Phrasal verbs

KonuKuralÖrnekTürkçe
Phrasal verbfiil + parçacık; parçacık fiile yeni bir anlam kazandırırI'm looking for my keys.Anahtarlarımı arıyorum.
Ayrılabilirisim, parçacıktan önce ya da sonra gelirTurn off the light. / Turn the light off.Işığı kapat.
Ayrılamaznesne her zaman parçacıktan sonra gelirLook after the baby.Bebeğe göz kulak ol.
Günlük rutinwake up, get up, put on, take off, turn onShe puts on her coat.Paltosunu giyer.
Gitmek ve gelmekgo out, come in, come back, pick upI pick up the children at three.Çocukları saat üçte alırım.
Aramak ve öğrenmeklook for, look after, look up, find out, fill inLook up the word.Sözcüğü sözlükte ara.
B1Devam etmek ve durmakcarry on, run out of, get on with, look forward toWe ran out of milk.Sütümüz bitti.
B2Üç parçalı fiillerfiil + parçacık + edat; nesne edattan sonra gelirI can't put up with the noise.Bu gürültüye katlanamıyorum.
C1Phrasal verb’lerden türeyen isimlerisimde vurgu ilk parçaya düşer: breakdownThe car had a breakdown.Araba arıza yaptı.
Tuzakayrılabilir fiilde zamir ortada yer alırTurn it off.Onu kapat.
B1Tuzaklook forward to ile isim ya da -ing biçimi kullanılırI look forward to seeing you.Seni görmeyi dört gözle bekliyorum.

Gerund mu, mastar mı

BiçimKuralÖrnekTürkçe
fiil + -ingenjoy, finish, mind, avoid, suggest fiillerinden sonraI enjoy cooking.Yemek yapmaktan hoşlanırım.
fiil + to + Vwant, decide, hope, plan, need fiillerinden sonraThey decided to move.Taşınmaya karar verdiler.
want / need / would like + kişi + to + Vto sözcüğünden önce bir kişi gelebilirI want you to come.Gelmeni istiyorum.
edat + -ingedattan sonra: interested in, before, withoutWash your hands before eating.Yemekten önce ellerini yıka.
-ing özne olarak-ing biçimi isim gibi kullanılırSwimming is good for you.Yüzmek sağlığa iyi gelir.
look forward to + -ingto burada bir edattırI look forward to seeing you.Seni görmeyi dört gözle bekliyorum.
stop + -ing / to + V-ing bıraktığı anlamına gelir; to sigara içmek için durduğu anlamına gelirHe stopped smoking. / He stopped to smoke.Sigarayı bıraktı. / Sigara içmek için durdu.
remember + -ing / to + V-ing eylemi hatırlamak demektir; to unutmamak demektirI remember locking it. / Remember to lock it.Kilitlediğimi hatırlıyorum. / Kilitlemeyi unutma.
try + -ing / to + V-ing bir şeyi denemek demektir; to çaba göstermek demektirTry adding salt. / I tried to open it.Tuz eklemeyi dene. / Açmaya çalıştım.
Her iki biçimlike, love, hate, prefer: anlam hemen hemen aynıI like swimming. / I like to swim.Yüzmeyi severim. / Yüzmek hoşuma gider.
B2fiil + kişi + to + Vadvise, tell, allow, warn, force fiillerinden sonraShe told me to wait.Bana beklememi söyledi.
B2make / let / have + kişi + Vyalın fiil gelir, to olmadanThe film made me cry.Film beni ağlattı.
B2-ing ile kalıplaşmış yapılarno use, no point in, can't help, object toIt's no use complaining.Şikâyet etmenin faydası yok.
B2Tamamlanmış ve edilgen biçimlerto have done, having done, to be done, being doneI'm glad to have met you.Seninle tanıştığıma sevindim.
B2soru sözcüğü + to + Vknow, ask, tell, show, decide fiillerinden sonraI don't know what to do.Ne yapacağımı bilmiyorum.
C1seem / appear / tend + to + Vayrıca to be doing ve to have doneShe appears to have been crying.Ağlamış gibi görünüyor.
C1Sabit ifadelerden sonra to’suz mastarhad better, would rather, rather than, why notYou had better leave now.Şimdi gitsen iyi olur.

Nesneler ve tümleçler

KonuKuralÖrnekTürkçe
İki nesnekişi başta ya da to veya for ile sondaHe gave her a book. / He gave a book to her.Ona bir kitap verdi. / Kitabı ona verdi.
To mu, for mugive, send, show ile to; buy, make, cook ile forShe sent a card to him. / He made a cake for her.Ona bir kart gönderdi. / Onun için bir pasta yaptı.
Nesne ve tümleçnesneden sonra sıfat, isim ya da as ve bir isim gelirThis makes me happy. / They elected him president. / They regard him as a hero.Bu beni mutlu ediyor. / Onu başkan seçtiler. / Onu bir kahraman olarak görüyorlar.
Her iki kullanımbreak, open, start, move: nesneyle ya da nesnesizThe window broke. / He broke the window.Pencere kırıldı. / Pencereyi kırdı.
Fiil çiftleririse, lie ve arrive nesne almaz; raise, lay ve reach nesne gerektirirPrices rise. / They raise prices.Fiyatlar yükseliyor. / Fiyatları yükseltiyorlar.
Karşılıklı fiillermeet, marry ve kiss öbür kişiyi doğrudan alırWe met. / I met him.Tanıştık. / Onunla tanıştım.
C1Nesne ve -ing biçimicatch, find, keep ve leave bir nesne ve bir -ing biçimi alırI caught him stealing. / Don't keep me waiting.Onu çalarken yakaladım. / Beni bekletme.
C1Sonuçnesneden sonraki sıfat, eylemin nesneyi hangi durumda bıraktığını söylerShe wiped the table clean. / He shouted himself hoarse.Masayı silip temizledi. / Bağırmaktan sesi kısıldı.
C1Zarf tümleciput, live, last ve cost bir yer, bir süre ya da bir miktar gerektirirPut it on the table. / It costs five pounds.Onu masanın üstüne koy. / Beş pound tutuyor.
C1Sahte nesnelerfiilin kendi kökünden gelen bir isim ya da anlamsız itShe lived a happy life. / They hit it off.Mutlu bir hayat yaşadı. / Hemen kanları kaynadı.
Tuzakexplain, suggest ve say kişiyi to ile sonra getirirShe explained the rule to me.Bana kuralı açıkladı.
C1Tuzaklast bir süreyi doğrudan alır, for kullanılmazThe film lasts two hours.Film iki saat sürüyor.

Zamanlar

Zaman haritası

ZamanBiçimAnlamÖrnek
Simple PresentV / V-salışkanlıklar, gerçekler, kalıcı durumlarI always walk to work.
Present Continuousam / is / are + V-ingşu an, geçici durumlarI'm working now.
A2Present Perfecthave / has + V-edşimdiyle ilgili geçmiş olaylarI've never been to Rome.
Simple PastV-ed / irregularbitmiş olaylarI worked yesterday.
A2Past Continuouswas / were + V-inggeçmişteki bir anda süren eylemI was working at eight.
A2Used toused to + Vgeçmişteki alışkanlıklar ve durumlar, artık sona ermişI used to swim when I was a child.
B1Past Perfecthad + V-edbaşka bir geçmiş olaydan önceShe had left before I arrived.
Going toam / is / are going to + Vplanlar, kanıta dayalı tahminlerWe're going to cook tonight.
Present Continuous gelecek içinam / is / are + V-ingkararlaştırılmış planlarI'm leaving tomorrow.
A2Willwill + Vkararlar, teklifler, sözler, görüşlerI think it'll rain.
A2Simple Present gelecek içinV / V-starifelerThe train leaves at six.
B1Future continuouswill be + V-inggelecekteki bir anda süren eylemThis time tomorrow I'll be flying.
B2Present perfect continuoushave / has + been + V-ingşimdiye kadar süren bir etkinlikI've been working all day.
B2Past perfect continuoushad been + V-inggeçmişteki bir andan önceki neden ya da süreShe was tired. She had been working all night.
B2Future perfectwill have + past participlegelecekteki bir zamana kadar tamamlanmışBy Friday I'll have finished.
C1Future perfect continuouswill have been + V-ingbir etkinliğin gelecekteki bir zamana kadar süren süresiBy June I'll have been working here for ten years.
C1Historic presentV / V-sgeçmiş olayların canlı anlatımıSuddenly the door opens.

Basit zamanlar (Simple)

ZamanSoruOlumluOlumsuz
YardımcıÖzneFiilÖzneYardımcıFiilÖzneYardımcıFiil
A2Gelecek zamanWillIwork?Iwillwork.Iwon'twork.
youYouYou
heHeHe
sheSheShe
itItIt
weWeWe
theyTheyThey
Şimdiki zamanDoIwork?Iwork.Idon'twork.
youYouYou
DoesheHeworks.Hedoesn't
sheSheShe
itItIt
DoweWework.Wedon't
theyTheyThey
Geçmiş zamanDidIwork?Iworked.Ididn'twork.
youYouYou
heHeHe
sheSheShe
itItIt
weWeWe
theyTheyThey
B2–C1
KonuKuralÖrnekTürkçe
Anlatımda şimdiki zamanfıkralar, manşetler, olay örgüsü özetleri, canlı anlatım, aktarma fiilleriA man walks into a pub.Bir adam bara giriyor.
C1Tarihî şimdiki zamangeçmişi anlatırken canlılık için şimdiki zamana geçişSuddenly the door opens.Birden kapı açılıyor.
C1Mesafe ve nezaketSimple Past, şimdiyle ilgili bir ricayı ya da soruyu yumuşatırDid you want to see me?Beni görmek mi istemiştiniz?
C1Edim fiillerifiili söylemek eylemi yapmaktırI promise to be on time.Zamanında olacağıma söz veriyorum.

Sürekli zamanlar (Continuous)

ZamanSoruOlumluOlumsuz
YardımcıÖzneFiilÖzneYardımcıFiilÖzneYardımcıFiil
B1Gelecek zamanWillIbe working?Iwill beworking.Iwon't beworking.
youYouYou
heHeHe
sheSheShe
itItIt
weWeWe
theyTheyThey
Şimdiki zamanAmIworking?Iamworking.Iam notworking.
AreyouYouareYouaren't
IsheHeisHeisn't
sheSheShe
itItIt
AreweWeareWearen't
theyTheyThey
A2Geçmiş zamanWasIworking?Iwasworking.Iwasn'tworking.
WereyouYouwereYouweren't
WasheHewasHewasn't
sheSheShe
itItIt
WereweWewereWeweren't
theyTheyThey
B2–C1
KonuKuralÖrnekTürkçe
Continuous ile alwaystekrarlanan, can sıkıcı ya da şaşırtıcı eylemlerHe's always losing his keys.Sürekli anahtarlarını kaybediyor.
İki anlamlı fiilleryalnızca eylem anlamı Continuous alırI think so. / I'm thinking about it.Bence öyle. / Bunu düşünüyorum.
Nazik ve çekingenContinuous bir ricayı ya da umudu yumuşatırI was wondering if you could help.Yardım edebilir misiniz diye merak ediyordum.
Continuous mastarşimdiyle ilgili tahmin: kip fiili ya da seem, sonra be ve -ing alan fiilShe must be working.Şu an çalışıyor olmalı.
C1Anlatımda şimdiki zamananekdotlar, canlı anlatım ve sahne yönergeleriSo I'm walking home and I see Tom.Eve doğru yürüyorum ve Tom'u görüyorum.
C1Vurgu için durum fiilleriyeni ya da geçici olarak vurgulanan bir duyguI'm loving it.Buna bayılıyorum.

Tamamlanmış zamanlar (Perfect)

ZamanSoruOlumluOlumsuz
YardımcıÖzneFiilÖzneYardımcıFiilÖzneYardımcıFiil
Present PerfectHaveIworked?Ihaveworked.Ihaven'tworked.
youYouYou
HasheHehasHehasn't
sheSheShe
itItIt
HaveweWehaveWehaven't
theyTheyThey
B2Present Perfect ContinuousHaveIbeen working?Ihave beenworking.Ihaven't beenworking.
youYouYou
HasheHehas beenHehasn't been
sheSheShe
itItIt
HaveweWehave beenWehaven't been
theyTheyThey
B1Past PerfectHadIworked?Ihadworked.Ihadn'tworked.
youYouYou
heHeHe
sheSheShe
itItIt
weWeWe
theyTheyThey
B2Past Perfect ContinuousHadIbeen working?Ihad beenworking.Ihadn't beenworking.
youYouYou
heHeHe
sheSheShe
itItIt
weWeWe
theyTheyThey
B2Future PerfectWillIhave worked?Iwill haveworked.Iwon't haveworked.
youYouYou
heHeHe
sheSheShe
itItIt
weWeWe
theyTheyThey
C1Future Perfect ContinuousWillIhave been working?Iwill have beenworking.Iwon't have beenworking.
youYouYou
heHeHe
sheSheShe
itItIt
weWeWe
theyTheyThey
B2–C1
KonuKuralÖrnekTürkçe
Sonuç ya da sürePerfect Simple: sonuç ya da sayı; Continuous: süreç ya da süresiI've written five emails. / I've been writing all morning.Beş e-posta yazdım. / Sabahtan beri yazıyorum.
İlk kez ve üstünlük dereceleriit's the first time ifadesinden ve ever ile kullanılan üstünlük derecesinden sonra Present Perfect gelirIt's the first time I've flown.İlk kez uçağa biniyorum.
Gelecekteki bir zamana kadar tamamlanmışby ya da by the time ile Future PerfectBy Friday I'll have finished.Cumaya kadar bitirmiş olacağım.
C1Haberler ve ayrıntılarPresent Perfect haberi duyurur; Simple Past ayrıntıları verirThe minister has resigned. He said the pressure was too great.Bakan istifa etti. Baskının çok büyük olduğunu söyledi.
Tuzakdurum fiilleri Perfect Simple alırI've known her for years.Onu yıllardır tanıyorum.

Gelecek zaman biçimleri

KonuKuralÖrnekTürkçe
am / is / are going to + Vplanlar ve niyetler; kanıta dayanan tahminlerWe're going to visit Granada. / Look at those clouds. It's going to rain.Granada’yı ziyaret edeceğiz. / Şu bulutlara bak. Yağmur yağacak.
am / is / are + V-ingPresent Continuous: kesinleşmiş düzenleme, gelecekteki bir zamanlaI'm seeing the dentist on Friday.Cuma günü diş hekimine gidiyorum.
A2will / 'll / won't + Vo anda verilen kararlar, teklifler, sözler, görüşler (I think)It's cold. I'll close the window. / I think she'll win.Hava soğuk. Pencereyi kapatayım. / Bence o kazanacak.
A2V / V-sSimple Present: tarifelerThe train leaves at 6:15.Tren 6:15’te kalkıyor.
B1Tahmingörüş ya da tahmin (I think): will; şu anda elde kanıt var: going toI think it'll be a good year. / Watch out! You're going to fall.Bence güzel bir yıl olacak. / Dikkat et! Düşeceksin.
B1Düzenleme ya da niyetkesinleşmiş düzenleme: Present Continuous; niyet: going toI'm meeting Sam at 8. / I'm going to learn Italian.Sam’le saat 8’de buluşuyorum. / İtalyanca öğreneceğim.
B2About to ve due tohemen sonraki an; planlanmış bir zamanThe film is about to start. / The train is due to arrive at nine.Film birazdan başlayacak. / Tren dokuzda varacak.
B2Zaman cümleleriwhen, until ve as soon as sonrasında present tense kullanılırI'll call you as soon as I've finished.İşim biter bitmez seni arayacağım.
B2Geçmişte gelecekwas going to, would ya da was ve -ing biçimli fiilI was going to call you, but I forgot.Seni arayacaktım ama unuttum.
C1Resmî ve haber dilibe to, set to, expected to: resmî planlar ve olası olaylarThe Prime Minister is to visit Rome.Başbakan Roma’yı ziyaret edecek.
Tuzakplanlar için going to kullanılırI'm going to buy a car tomorrow.Yarın bir araba alacağım.
A2Tuzakwill tek başına soru kurarWill you come?Gelecek misin?

Used to

KonuKuralÖrnekTürkçe
Olumluused to + V: tüm özneler için aynıShe used to live in Rome.O eskiden Roma’da yaşardı.
Olumsuzdidn't use to + VWe didn't use to have a car.Eskiden arabamız yoktu.
SoruDid + özne + use to + VDid you use to walk to school? — Yes, I did.Okula yürüyerek gider miydin? — Evet, giderdim.
Kullanımartık sona ermiş geçmiş alışkanlıklar ve durumlarI used to walk to school. / We used to have a dog.Eskiden okula yürüyerek giderdim. / Eskiden bir köpeğimiz vardı.
Simple Pasttek bir olay veya belirtilen bir zaman ya da sayıI lived in Paris for two years.İki yıl Paris’te yaşadım.
Konumalways, often ve never, used to sözcüğünden önce gelirHe always used to be late.O hep geç kalırdı.
Sesd harfi okunmaz: used to, use-ta gibi okunurI used to swim.Eskiden yüzerdim.
B2Be used toşu an alışık olunan şey; ardından isim ya da -ing’li fiil gelirHe's used to getting up early.Erken kalkmaya alışkındır.
B2Get used toalışma süreci; her zamanda; ardından isim ya da -ing’li fiil gelirI'm getting used to the noise.Gürültüye alışıyorum.
Tuzakolumlu cümlede d korunur: used toI used to play football.Eskiden futbol oynardım.
Tuzakdid ve didn't sonrasında d düşer: use toI didn't use to like it.Eskiden bundan hoşlanmazdım.

Modal fiiller

Can ve could

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçimözne + can + yalın fiil; tüm özneler için tek biçimShe can swim.O yüzebiliyor.
Olumsuzcan't; tam biçimi cannot, tek sözcükI can't swim.Yüzemiyorum.
SoruCan + özne + yalın fiil; do yokCan you swim?Yüzebiliyor musun?
Yeterlilikcan, beceriler içinI can cook pasta.Makarna pişirebilirim.
İzincan izin verir, can't yasaklar; izin istemek için: Can I…?You can park here. / Can I open the window?Buraya park edebilirsin. / Pencereyi açabilir miyim?
RicaCan you…? yardım isterCan you help me, please?Bana yardım edebilir misin, lütfen?
A2Geçmişte yeterlilikcould, geçmişteki genel yeterlilik içinI could run fast when I was young.Gençken hızlı koşabilirdim.
A2Nazik ricaCould, can sözcüğünden daha naziktirCould you open the door, please?Kapıyı açabilir misiniz, lütfen?
A2Olasılıkcould, neyin olabileceğini söylerIt could rain later.Birazdan yağmur yağabilir.
A2Diğer zamanlarbe able to, can yerine geçerI'll be able to help you tomorrow.Yarın sana yardım edebileceğim.
B2Geçmişte başarıtek seferlik başarı için managed to veya was able to; olumsuzda couldn'tWe managed to book a table.Bir masa ayırtmayı başardık.
C1Zarflarcan hardly neredeyse hiç anlamına gelir; could well gayet olası anlamına gelirI can hardly believe it.Buna zor inanıyorum.
A2Tuzakgeçmişteki tek seferlik bir başarıda was / were able to kullanılırThe fire was big, but we were able to escape.Yangın büyüktü ama kaçmayı başardık.

Must ve have to

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçim: mustözne + must + V; tüm özneler için tek biçimShe must study.O ders çalışmalı.
Biçim: have tohave to, ama he, she, it ile has toWe have to leave. / He has to leave.Gitmemiz gerek. / Onun gitmesi gerek.
Soru, olumsuzhave to, do / does / did alır, ardından yalın hâl gelirDo you have to leave? / She doesn't have to leave.Gitmen gerekiyor mu? / O gitmek zorunda değil.
mustkonuşanın kendi görüşü veya yazılı bir kuralI must save more money. / Visitors must sign in.Daha çok para biriktirmeliyim. / Ziyaretçiler kayıt yaptırmalıdır.
have todurum veya başka biri karar verir; konuşmada yaygınI have to get up at six for work.İşe gitmek için altıda kalkmak zorundayım.
mustn'tyasakYou mustn't use your phone here.Burada telefon kullanmak yasak.
don't have togerekli değil: seçebilirsinYou don't have to come.Gelmek zorunda değilsin.
B2Have got tohave got to, İngiliz İngilizcesinin günlük konuşmasında have to ile aynı anlama gelirI've got to go.Gitmem gerek.
B2Diğer biçimlerwill have to gelecek zamanı, have had to ise Present Perfect zamanını verirYou will have to pay by Friday.Cuma gününe kadar ödemek zorunda kalacaksın.
B2Diğer kalıplarbe supposed to ve be required to kuralların istediği şeyi ifade ederYou are supposed to arrive at nine.Saat dokuzda orada olman gerekiyor.
C1Israrmust ısrarı veya sinirliliği ifade edebilirYou must come for dinner.Akşam yemeğine mutlaka gelmelisin.
Tuzakhad to ifadesi must ifadesinin geçmiş zamanıdırI had to work on Saturday.Cumartesi çalışmak zorunda kaldım.

Should

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçimözne + should + yalın fiil; her özne için tek biçimYou should see a doctor.Doktora gitmelisin.
Olumsuzshouldn't; do kullanılmazYou shouldn't work so late.Bu kadar geç çalışmamalısın.
SoruShould + özne + yalın fiil; do kullanılmazShould I take the bus? / What should I do?Otobüse binmeli miyim? / Ne yapmalıyım?
Tavsiyeshould iyi bir fikir için, shouldn't kötü bir fikir içinYou should drink more water. / You shouldn't eat so much sugar.Daha çok su içmelisin. / O kadar çok şeker yememelisin.
Görüşneyin doğru ya da iyi olduğuna dair düşünceI think the government should build more parks.Bence hükümet daha fazla park yapmalı.
Should ya da mustshould: tavsiye ya da hafif bir görev; must: güçlü bir zorunluluk ya da kuralYou should wear a coat. / You must wear a seat belt.Palto giymelisin. / Emniyet kemeri takmak zorundasın.
B2Ought toought to, should ile aynı anlama gelir; onunla kurulan sorular seyrektirYou ought to rest.Dinlenmelisin.
B2Had betterhad better, şimdi ya da daha sonrası için uyarı içeren bir tavsiye verirYou'd better leave now.Şimdi gitsen iyi olur.
B2Beklentishould, büyük olasılıkla doğru olanı söylerShe should be home by now.Şimdiye kadar evde olmalı.
C1Yorumshould, that ile kurulan yan cümlede odd, strange ve surprising sözcüklerinden sonra gelirIt's odd that he should say that.Bunu söylemesi tuhaf.
Tuzakolumsuz görüşte don't think ile kullanılırI don't think you should go.Gitmen gerektiğini sanmıyorum.

May ve might

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçimözne + might / may + yalın fiil; tüm özneler için tek biçimShe might come.O gelebilir.
Olumsuzmight not / may notHe might not come.O gelmeyebilir.
Olasılıkşimdi veya gelecekte mümkün olan bir şeyShe might be at home. / We might go to the beach.Evde olabilir. / Plaja gidebiliriz.
Might veya maymight biraz daha az kesin duyulurIt might rain. / It may rain.Yağmur yağabilir. / Belki yağmur yağar.
Olasılık sorususoru şöyle kurulur: think + willDo you think it will rain?Sence yağmur yağacak mı?
B1İzinMay + özne + yalın fiil izin ister; may resmî kurallarda izin verirMay I use your phone? / Guests may use the pool until 10.Telefonunuzu kullanabilir miyim? / Misafirler havuzu saat 10’a kadar kullanabilir.
B1Kesinlik derecesiwill kesin, probably çok muhtemel, may / might olasıShe will come. / She'll probably come. / She may come.O gelecek. / O muhtemelen gelecek. / O gelebilir.
B2Şimdiye dair çıkarımmust be doğru olduğunu, can't be yanlış olduğunu bildirirThe lights are on. She must be home.Işıklar yanıyor. Evde olmalı.
B2Muhtemelbe likely to ve may well, bir şeyin oldukça muhtemel olduğunu gösterirShe is likely to win.Muhtemelen o kazanacak.
C1Ödünmay bir noktayı kabul eder, ardından but gelirHe may be rich, but he isn't happy.Zengin olabilir ama mutlu değil.
Tuzakmay be öznenin ardından gelir; maybe cümleyi başlatırHe may be late. / Maybe he is late.Geç kalıyor olabilir. / Belki geç kalıyor.

Would

KonuKuralÖrnekTürkçe
İstekwould like + isim / to yalın fiil; kısa biçimi 'dI'd like a coffee, please. / I'd like to book a table.Bir kahve istiyorum, lütfen. / Bir masa ayırtmak istiyorum.
Soru ve teklifWould + özne + V; do yokWould you like some cake?Biraz pasta ister misin?
B1Biçimözne + would / 'd + V; olumsuz biçimi wouldn'tShe would help. / I wouldn't go.O yardım ederdi. / Ben gitmezdim.
B1Nazik ricaWould you…? nazikçe yardım isterWould you pass the salt, please?Tuzu uzatır mısınız, lütfen?
B1Hayali durumif ile: if + Simple Past, would + yalın fiilI would buy a boat. / If I had more time, I would learn Italian.Bir tekne alırdım. / Daha çok zamanım olsaydı İtalyanca öğrenirdim.
B1Geçmişteki alışkanlıktekrarlanan eylemler; cümlede geçmiş bir zaman çerçevesi gerekirWhen I was a child, we would play outside every day.Çocukken her gün dışarıda oynardık.
B2Would ratherwould rather bir tercihi bildirir; olumsuz biçimi: would rather notI'd rather stay in tonight.Bu akşam evde kalmayı tercih ederim.
B2Would you mindWould you mind ile -ing kullanılır; if ile Simple Past kullanılırWould you mind opening the window?Pencereyi açmanın sakıncası var mı?
B2Yumuşatılmış görüşI would say ve I would think bir görüşü yumuşatırI would say it's too expensive.Bence bu biraz fazla pahalı.
C1Dolaylı ifadewould be grateful if resmî bir rica başlatırWe would be grateful if you could reply.Cevap verebilirseniz minnettar oluruz.
B1Tuzakused to, geçmişteki durumlar için: live, be, have, knowWhen I was young, I used to live in Paris.Gençken Paris’te yaşardım.

Geçmişte modal fiiller: must have, should have

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçimözne + must / should / could + have + past participle; have hiç değişmezShe should have called.Araması gerekirdi.
Çıkarım: kesinmust have: oldu; can't have: olmadıShe must have left. / He can't have known.Gitmiş olmalı. / Bilmiş olamaz.
Çıkarım: olasımay have, might have veya could have: belki olduThey might have missed the bus.Otobüsü kaçırmış olabilirler.
Pişmanlık ve eleştirishould have: yapılmadı; shouldn't have: yapıldı ve yanlıştıI should have asked. / I shouldn't have shouted.Sormam gerekirdi. / Bağırmamalıydım.
Kullanılmayan fırsatcould have veya might have: kimsenin değerlendirmediği bir fırsatYou could have told me.Bana söyleyebilirdin.
Gereksiz eylemneedn't have: yapıldı ama gerekli değildiI needn't have hurried.Acele etmeme gerek yoktu.
Gerçek dışı geçmişwould have geçmişteki gerçek dışı bir koşulun sonucu için kullanılırIf I had known, I would have called.Bilseydim arardım.
C1Edilgen ve sürekli biçimher modal fiilden sonra: have been + past participle / V-ingIt must have been lost. / She can't have been sleeping.Kaybolmuş olmalı. / Uyuyor olamazdı.
C1Biçimin içindeki zarfmay well have: büyük olasılıkla; can't possibly have: imkânsızShe may well have forgotten. / You can't possibly have finished.Unutmuş olması çok olası. / Bitirmiş olman mümkün değil.
C1Beklenti ve tahminshould have: şimdiye kadar beklenen; would have: bir tahminIt should have arrived by now. / That would have been ten years ago.Şimdiye kadar gelmiş olmalı. / Bu herhalde on yıl önceydi.
C1Gerçekleşmeyen planwas to have + past participle: planlanmıştı ama gerçekleşmediThe bridge was to have opened in May.Köprü Mayıs’ta açılacaktı.
Tuzakhave ya da 've yazılır, hiçbir zaman of yazılmazYou should've called.Aramalıydın.

Need ve dare

KonuKuralÖrnekTürkçe
Need: ana fiilözne + need / needs + to + V; soru ve olumsuz cümlelerde do kullanılırShe needs to rest.Onun dinlenmesi gerekiyor.
Need: modal fiilözne + needn't + V; -s yok, to yokYou needn't come.Gelmene gerek yok.
Gerekli değilneedn't = don't need to = don't have toYou don't need to pay.Ödemene gerek yok.
Need ve yapılması gereken işneeds washing = needs to be washedThe car needs washing.Arabanın yıkanması gerekiyor.
Needn't haveyapıldı ve gerekli değildiI needn't have waited.Boşuna bekledim.
Dare: ana fiilözne + dare / dares + to + V; soru ve olumsuz cümlelerde do kullanılırHe didn't dare to ask.Sormaya cesaret edemedi.
Dare: modal fiildaren't veya dare not + yalın fiil; Dare I…?I daren't ask. / Dare I ask?Sormaya cesaret edemiyorum. / Sormaya cesaret etmeli miyim?
Sabit kalıplarI dare say: muhtemelen; How dare you: öfkeI dare say you are right. / How dare you speak to me like that!Sanırım haklısın. / Benimle böyle konuşmaya nasıl cesaret edersin!
C1Resmî needneed hardly say, need not, if need be, needs mustWe can stay longer, if need be.Gerekirse daha uzun kalabiliriz.
C1Dare: meydan okumadare + kişi + to + V birine meydan okurShe dared him to jump.Ona atlaması için meydan okudu.
Tuzakneed ana fiil olarak to ve yalın fiil alırHe needs to go.Onun gitmesi gerek.

Will ve shall

KonuKuralÖrnekTürkçe
Varsayımwill, konuşanın bildiklerine dayanarak şu an doğru olanı tahmin ederThat'll be Tom at the door. / She won't be home yet.Kapıdaki Tom'dur herhalde. / Henüz eve gelmemiştir.
Alışkanlıkher zaman ya da genellikle doğru olanOil will float on water. / He will sit there for hours.Yağ suyun üstünde yüzer. / Saatlerce orada oturur.
İsteklilikwill istekliliği, won't reddi anlatır; hem kişiler hem nesneler için kullanılırThe shop will change it. / The car won't start.Mağaza bunu değiştirir. / Araba çalışmıyor.
RicaWill you…? doğrudan rica eder, Would you…? daha yumuşaktırWill you open the window?Pencereyi açar mısın?
Shall ile soruShall + I / we + V teklif eder, öneride bulunur ya da ne yapılacağını sorarShall I open the window? / Let's go, shall we?Pencereyi açayım mı? / Gidelim, olur mu?
C1Süren eylem hakkında tahminwill be + V-ing şu anda olup bitenleri tahmin ederDon't call yet. They'll be having dinner.Henüz arama. Şimdi akşam yemeği yiyorlardır.
C1Geçmiş hakkında tahminwill have + past participle tamamlanmış bir şey hakkında tahmin yürütürYou'll have heard the news.Haberi duymuşsundur.
C1Israrlı alışkanlıkvurgulu will can sıkıcı bir alışkanlığı gösterirHe will keep interrupting.Sürekli lafımızı kesiyor.
C1Resmî shallshall, I ya da we sonrasında, ayrıca kurallarda ve sözlerde kullanılırI shall be there. / Passengers shall not smoke.Orada olacağım. / Yolcular sigara içmemelidir.
TuzakI ile yapılan teklif shall alırShall I carry your bag?Çantanı taşıyayım mı?

Cümle kurma

Sözcük sırası

KonuKuralÖrnekTürkçe
Sıraözne + fiil + nesne + yer + zamanMy sister buys bread in the shop every day.Kız kardeşim her gün dükkândan ekmek alır.
Özneözne her zaman bulunurIt is cold.Hava soğuk.
Sıfatisimden önce gelirI have a red car.Kırmızı bir arabam var.
A1Zaman baştazaman ifadesi cümleyi açabilir, çoğunlukla virgülleLast summer, we went to Italy.Geçen yaz İtalya’ya gittik.
A1Sıklık zarfıana fiilden önce, be fiilinden sonraI always eat breakfast. / She is always late.Her zaman kahvaltı yaparım. / O her zaman geç kalır.
B2Zarf tümleçleribaşta, ortada (yardımcı fiilden veya be fiilinden sonra) ya da sondaShe is probably late.O muhtemelen geç kaldı.
B2Birden çok zarf tümlecidurum + yer + zamanShe sang beautifully at the party last night.Dün gece partide çok güzel şarkı söyledi.
B2Phrasal verbzamir olan nesne, fiil ile parçacığın arasına girerShe turned it off.Onu kapattı.
C1Bilgiönce bilinen bilgi; yeni ve uzun parçalar en sondaShe told the class what had happened on the trip.Sınıfa gezide neler olduğunu anlattı.
C1Odakonly, even ve just, sınırladıkları sözcükten önce gelirOnly Tom borrowed the car. ≠ Tom borrowed only the car.Arabayı yalnızca Tom ödünç aldı. ≠ Tom yalnızca arabayı ödünç aldı.
A1Tuzakyer zamandan önce gelirI went to London yesterday.Dün Londra’ya gittim.

Sorular ve olumsuz cümleler

KonuKuralÖrnekTürkçe
Olumsuz: be, modal fiillerözne + be / modal + notThey are not at home. / He can't drive.Onlar evde değil. / O araba kullanamıyor.
Soru: be, modal fiillerbe / modal + özneAre they at home? / Can he drive?Onlar evde mi? / O araba kullanabiliyor mu?
Olumsuz: diğer fiillerözne + don't / doesn't / didn't + yalın fiilHe doesn't like jazz.O caz müziğinden hoşlanmaz.
Soru: diğer fiillerdo / does / did + özne + yalın fiilDid you call her?Onu aradın mı?
do, does, didI / you / we / they → do, he / she / it → does, geçmiş zaman → didDo you like jazz?Caz müziğinden hoşlanır mısın?
Wh-sorususoru sözcüğü + yardımcı fiil + özne + yalın fiilWhere do you live? / Where are you from?Nerede yaşıyorsun? / Nerelisin?
Özneye sorulan sorudo / does / did yok; fiil zamanı kendisi alırWho called you?Seni kim aradı?
Kısa cevapbe, modal ya da yardımcı fiil tekrarlanırYes, she can. / No, she can't.Evet, yapabilir. / Hayır, yapamaz.
B2Olumsuz soruyardımcı fiil + n't + özne; “evet” cevabı bekler ya da şaşkınlık gösterirIsn't it lovely? / Haven't you finished?Çok güzel değil mi? / Bitirmedin mi?
C1Başa alınan olumsuzluknot only / no sooner / nowhere sonrasında önce yardımcı fiil gelirNo sooner had we sat down than the phone rang.Daha oturmuştuk ki telefon çaldı.
Tuzakdo / does / did sonrasında fiil yalın biçimdedirDid you go?Gittin mi?

Bağlaçlar ve bağlayıcılar

KonuKuralÖrnekTürkçe
and, orand bir düşünce ekler, or seçenek sunar; öncesinde genellikle virgül yokturI like tea and coffee. / Do you want tea or coffee?Çayı ve kahveyi severim. / Çay mı kahve mi istersin?
but, sobut karşıtlık kurar, so sonucu bildirir; öncesinde genellikle virgül gelirI like tea, but I don't like coffee. / I'm tired, so I go to bed.Çayı severim, ama kahveyi sevmem. / Yorgunum, bu yüzden yatmaya gidiyorum.
becausesebebi bildirir; ardından bir cümle gelirI'm tired because I work late.Geç saate kadar çalıştığım için yorgunum.
A2when, before, afterbir zaman cümlesi; Simple Present geleceği anlatırWhen I arrive, I'll call you.Geldiğimde seni ararım.
A2also, tooalso ana fiilden önce ve be fiilinden sonra gelir; too sonda gelirI also speak French. / I speak French too.Ayrıca Fransızca konuşurum. / Ben de Fransızca konuşurum.
B1howeveryeni bir cümleyi başlatır; ardından virgül gelirIt was raining. However, we went out.Yağmur yağıyordu. Ancak dışarı çıktık.
B1so thatamacı bildirir; ardından bir cümle gelirI left early so that I could catch the bus.Otobüse yetişmek için erken çıktım.
B1unlessunless, if … not anlamına gelirWe stay in unless it stops raining.Yağmur dinmezse evde kalırız.
B2despite, in spite ofardından bir isim veya -ing biçimi gelir; despite the fact that bir cümle alırDespite the rain, we went out.Yağmura rağmen dışarı çıktık.
B2Bağlayıcı zarflaröncesinde nokta ya da noktalı virgül, sonrasında virgülIt was late; however, we stayed.Geç olmuştu; ancak kaldık.
C1Başa alınan ögeyle ödünthough veya as cümleyi başlatan sıfattan sonra gelirYoung though he was, he led the team.Genç olmasına rağmen takımı o yönetti.
A2Tuzakbecause of sonrasında isim gelirWe stayed in because of the rain.Yağmur yüzünden evde kaldık.
B1Tuzakalthough iki cümleyi birleştirir ve but yerine geçerAlthough it was raining, we went out.Yağmur yağsa da dışarı çıktık.

Koşul cümleleri

KonuKuralÖrnekTürkçe
Sıfırıncı: gerçeklerif + şimdiki zaman, şimdiki zamanIf you mix blue and yellow, you get green.Maviyle sarıyı karıştırırsan yeşil elde edersin.
Birinci: gerçek olasılıklarif + şimdiki zaman, will + VIf you study, you'll pass.Çalışırsan sınavı geçersin.
B1İkinci: gerçek dışı durumlarif + Simple Past, would + VIf I won the lottery, I'd buy a house.Piyangoyu kazansam bir ev alırdım.
B2Üçüncü: gerçek dışı geçmişif + had + past participle, would have + past participleIf I had known, I would have called.Bilseydim arardım.
B2Karmageçmişteki bir koşul ve şimdiki bir sonuç, ya da tersiIf I had taken the job, I would be rich now.O işi kabul etseydim şimdi zengin olurdum.
if cümleciğiSimple Present, gelecek için deIf it rains, we'll stay in.Yağmur yağarsa, evde kalırız.
Sıraif cümleciği başta: virgül; sonda: virgül yokIf it rains, we'll stay in. / We'll stay in if it rains.Yağmur yağarsa, evde kalırız. / Evde kalırız yağmur yağarsa.
B2if yerine kullanılan başka sözcükleras long as yalnızca koşul gerçekleşirse demektir; in case ise önlem amaçlıdırTake a coat in case it gets cold.Hava soğursa diye bir mont al.
C1Devrik yapıHad, were ya da should başa gelerek if yerine geçer; resmîHad I known, I would have called.Bilseydim arardım.
B1Tuzakwere tüm kişiler için, tavsiyelerde deIf I were you, I'd take the train.Senin yerinde olsam trene binerdim.
B1Tuzakunless if … not anlamına gelir; fiil olumludurUnless you hurry, you'll miss the bus.Acele etmezsen otobüsü kaçırırsın.

İlgi cümleleri

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçimisim + who / which / that + cümle; isimden hemen sonra gelirThe woman who lives next door is a nurse.Yan dairede oturan kadın hemşiredir.
who, whichwho insanlar için, which şeyler içinThe woman who lives next door is a nurse. / The book which I bought was cheap.Yan dairede oturan kadın hemşiredir. / Aldığım kitap ucuzdu.
thatinsanlar veya şeyler; yalnızca belirleyici cümlelerdeThe film that we saw was long.İzlediğimiz film uzundu.
whosesahiplik; ardından isim gelirThe man whose car was stolen called the police.Arabası çalınan adam polisi aradı.
whereyerlerThe café where we met has closed.Tanıştığımız kafe kapandı.
Özne zamiridüşmez: ardından fiil gelirThe girl who speaks French is my cousin.Fransızca konuşan kız kuzenim.
Nesne zamiriyalnızca belirleyici cümlede düşebilirThe film I saw was long.Gördüğüm film uzundu.
Belirleyicihangisi olduğunu belirtir; virgül yokThe man who called is my uncle.Arayan adam amcam.
Açıklayıcıek bilgi, virgüllerle ayrılır; who / which / whose / whereParis, which I visited in May, is beautiful.Mayıs ayında ziyaret ettiğim Paris çok güzel.
B2Başa alınan edatedat, whom / which sözcüklerinden önce gelir; resmîThe woman to whom I spoke was kind.Konuştuğum kadın nazikti.
C1Mastarlı cümleisim + to + V; edat sonda kalırI need someone to talk to.Konuşacak birine ihtiyacım var.
Tuzakwhere sözcüğü edatı zaten içerirThe house where I live is old.Yaşadığım ev eski.

Edilgen çatı

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçimnesne özne olur; be + past participleShakespeare wrote Hamlet. → Hamlet was written by Shakespeare.Shakespeare Hamlet’i yazdı. → Hamlet, Shakespeare tarafından yazıldı.
Simple Presentam / is / are + V-edEnglish is spoken here.Burada İngilizce konuşulur.
Simple Pastwas / were + V-edThe bridge was built in 1990.Köprü 1990 yılında inşa edildi.
Present Perfecthas / have been + V-edThe window has been broken.Pencere kırılmış.
will, can, mustwill / can / must be + V-edThe results will be sent tomorrow.Sonuçlar yarın gönderilecek.
Olumsuz, soruolumsuz: be + not + V-ed; soru: be + özne + V-edThe room wasn't cleaned. / Was the room cleaned?Oda temizlenmedi. / Oda temizlendi mi?
Kullanımyapanı bilinmeyen veya önemsiz eylemler, süreçler, haberler, resmî yazıMy phone was stolen on the train. / Wine is made from grapes.Telefonum trende çalındı. / Şarap üzümden yapılır.
by / withby yeni ya da önemli bir yapanı belirtir; with bir aracı belirtirThe song was written by Adele.Şarkı Adele tarafından yazıldı.
B2Diğer biçimlermodal fiil ile: be + V-ed; sürekli biçim: being + V-edThe form must be signed. / The road is being repaired.Form imzalanmalı. / Yol onarılıyor.
B2Söyleme ve düşünme fiilleriyle edilgenözne + be said + to + yalın fiil insanların söylediklerini ya da düşündüklerini aktarırHe is said to be rich.Zengin olduğu söyleniyor.
C1Resmî yazıyapanı belirtilmeyen edilgen çatı yöntemi ve bulguları anlatırThe samples were heated to 80 degrees.Numuneler 80 dereceye kadar ısıtıldı.
Tuzaknesnesi olmayan fiiller etken kalır: happen / arrive / dieThe accident happened yesterday.Kaza dün oldu.
Tuzakpast participle kullanılır: made, written, sold, takenThe window was broken.Pencere kırılmıştı.

Dolaylı anlatım

KonuKuralÖrnekTürkçe
saysay + (that) + cümle; kişi yok ya da to + kişiShe said (that) she was tired.Yorgun olduğunu söyledi.
telltell + kişi + (that) + cümleShe told me (that) she was tired.Bana yorgun olduğunu söyledi.
Simple Present / Present Continuous→ Simple Past / Past ContinuousHe said he worked there. / She said she was waiting.Orada çalıştığını söyledi. / Beklediğini söyledi.
Simple Past / Present Perfect→ Past PerfectHe said he had left. / She said she had finished.Gittiğini söyledi. / Bitirdiğini söyledi.
will / can / must→ would / could / had toHe said he would call. / She said she could swim.Arayacağını söyledi. / Yüzebildiğini söyledi.
Değişiklik yokwould, could, should, might; hâlâ doğru olan bir gerçek; says (şimdiki zaman) sonrasındaShe said she lives in Paris. / She says she is tired.Paris’te yaşadığını söyledi. / Yorgun olduğunu söylüyor.
Zamirler ve zaman sözcüklerizamirler konuşana göre değişir; today → that day, tomorrow → the next dayAnna said she was tired.Anna yorgun olduğunu söyledi.
Sorularevet/hayır soruları if veya whether alır; wh-soruları soru sözcüğünü korurShe asked if I liked tea.Çayı sevip sevmediğimi sordu.
Emirlertold / asked + kişi + (not) to + VHe told us not to be late.Bize geç kalmamamızı söyledi.
B2Aktarma fiilleriher fiilin kendi kalıbı vardır: that + cümle, to + mastar ya da -ingShe advised me to rest.Bana dinlenmemi tavsiye etti.
C1Mesafe koymaclaim, allege, reportedly: aktaran kişi bunun doğru olduğunu garanti etmezThe witness claims that she saw the car.Tanık arabayı gördüğünü iddia ediyor.
Tuzakdolaylı soru düz cümle sırasındadır, do / does / did kullanılmazShe asked me where I lived.Bana nerede yaşadığımı sordu.

Question tags

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçimolumlu cümle, olumsuz tag; olumsuz cümle, olumlu tagIt's cold, isn't it? / It isn't cold, is it?Hava soğuk, değil mi? / Hava soğuk değil, değil mi?
Zamiryardımcı fiil + zamir; zamir özneyi karşılarTom is late, isn't he?Tom geç kaldı, değil mi?
beisn't / aren't / wasn't / weren'tThey were late, weren't they?Geç kaldılar, değil mi?
Diğer fiillerşimdiki zaman: don't / doesn't; geçmiş zaman: didn'tShe works here, doesn't she? / He left early, didn't he?Burada çalışıyor, değil mi? / Erken gitti, değil mi?
have, modalsyardımcı ya da modal fiil tekrarlanırYou've finished, haven't you? / You can swim, can't you?Bitirdin, değil mi? / Yüzebilirsin, değil mi?
I amaren't II'm right, aren't I?Haklıyım, değil mi?
Let's, emirLet's → shall we; emir → will youLet's go, shall we? / Open the door, will you?Gidelim, olur mu? / Kapıyı aç, olur mu?
Kullanımbir şeyi kontrol etmek, sohbet etmek ya da nazikçe rica etmekYou're from Madrid, aren't you?Madrid’densin, değil mi?
Tonlamainen ↘: konuşan emin; yükselen ↗: gerçek bir soruIt's a lovely day, isn't it? ↘ / You haven't seen my keys, have you? ↗Güzel bir gün, değil mi? / Anahtarlarımı görmedin, değil mi?
B2İddia ve aynı kutupluluktag iddiayla uyumludur; aynı kutupluluk şüpheyi gösterirI don't think he's coming, is he? / So you're a doctor, are you?Geleceğini sanmıyorum, değil mi? / Demek doktorsun, öyle mi?
C1Yankı ve gündelik onay sorularıyankı sorusu yardımcı fiili tekrarlar; right / OK / yeah gündelik konuşmada onay alırI've been to Peru. — Have you?Peru’ya gittim. — Gerçekten mi?
Tuzaknobody / nothing / never cümleyi olumsuz yapar: olumlu tagNobody called, did they?Kimse aramadı, değil mi?

Dilekler ve gerçek dışı zamanlar

KonuKuralÖrnekTürkçe
Dilek: gerçek dışı geçmiş zamanwish + Simple Past: şimdi veya sonra; Past Perfect: daha önceI wish I knew her name. / I wish I had called her.Keşke adını bilsem. / Keşke onu arasaydım.
Değişiklik dileğibirinde veya bir şeyde istenen değişiklikI wish it would stop raining.Keşke yağmur dinse.
If onlywish kalıpları, daha güçlü duyguylaIf only I had listened.Ah, keşke dinleseydim.
It's timeIt's time + özne + Simple Past şimdiyi anlatırIt's time we left.Artık gitme vaktimiz geldi.
As ifSimple Past: şimdi doğru değil; Past Perfect: daha önce doğru değil; şimdiki zaman: belki doğruHe talks as if he knew everything.Her şeyi biliyormuş gibi konuşuyor.
Would ratherbaşka bir özne Simple Past alırI'd rather you stayed.Kalmanı tercih ederim.
Suppose, what ifsuppose + Simple Past: düşük ihtimal; what if + şimdiki zaman: mümkünSuppose you won the lottery? / What if he says no?Diyelim ki piyangoyu kazandın? / Ya hayır derse?
C1Geçmişle ilgili dilekcould have kaçırılan fırsat için; had been + V-ing bir eylem içinI wish I could have come. / I wish I hadn't been working so hard.Keşke gelebilseydim. / Keşke o kadar çok çalışmasaydım.
C1Dolaylı anlatımdawish fiili wished olur; gerçek dışı zaman değişmezHe said he wished he had more time.Daha fazla zamanı olmasını dilediğini söyledi.
C1Resmî dilekwish for + isim; wish (that) + were içeren cümleI wish that he were here.Keşke burada olsa.
Tuzakbir durum would değil, Simple Past alırI wish I had more time.Keşke daha fazla zamanım olsa.
Tuzakit's time + özne Simple Past alırIt's time we went.Gitme zamanı geldi.

Dilek kipi

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçimthat + özne + yalın fiil; tüm kişiler için tek biçimThe school insists that he wear a tie.Okul onun kravat takmasında ısrar ediyor.
Olumsuz ve edilgennot fiilden önce gelir; edilgen biçim be + past participle olurI suggest that he not go. / It is vital that it be checked.Onun gitmemesini öneriyorum. / Kontrol edilmesi çok önemli.
Fiillerden sonrasuggest, recommend, insist, demand, require ve request bu biçimi gerektirirThe doctor recommends that she rest more.Doktor onun daha çok dinlenmesini tavsiye ediyor.
Sıfatlardan ve adlardan sonraessential, vital, important ve necessary; requirement ve proposal gibi adlarIt is essential that everyone be on time.Herkesin zamanında orada olması şart.
İngiliz ve AmerikanAmerikan İngilizcesi yalın fiili tercih eder; İngiliz İngilizcesi çoğu zaman should eklerWe recommend that she should apply. (ABD: apply)Onun başvurmasını tavsiye ediyoruz.
Wereif, as if ve wish sonrasında her özneyle were kullanılırI wish it were Friday.Keşke bugün cuma olsaydı.
Lestlest resmîdir; yalın fiille ya da should ile kullanılırShe whispered lest the baby wake.Bebeği uyandırmamak için fısıldadı.
Tuzaksuggest, that cümleciği ya da -ing alırI suggest that he go. / I suggest going early.Onun gitmesini öneriyorum. / Erken gitmeyi öneriyorum.

İsim cümlecikleri

KonuKuralÖrnekTürkçe
that cümleciğithat + özne + fiil; that, yaygın fiillerden sonra düşerI know (that) he left.Onun gittiğini biliyorum.
wh- cümleciğisoru sözcüğü + özne + fiil; do, does ya da did kullanılmazTell me where he lives.Bana nerede yaşadığını söyle.
If ve whetherask ve wonder sonrasında if veya whether; edat ya da to sonrasında whetherI wonder whether she knows.Onun bilip bilmediğini merak ediyorum.
Soru sözcüğü ve tosoru sözcüğü + to + VI don't know what to do.Ne yapacağımı bilmiyorum.
Dolaylı sorunazik bir soru Could you tell me ile başlar ve düz cümle sırasını korurCould you tell me where the station is?İstasyonun nerede olduğunu söyler misiniz?
-ever ile biten sözcükler-ever ile biten sözcükler herhangi bir kişi, şey, zaman, yer veya yol anlamına gelirTake whatever you like.Ne istersen al.
Ünlemwhat veya how ile açılır; özne fiilden önce gelirI can't believe how beautiful it is.Ne kadar güzel olduğuna inanamıyorum.
C1İsim ve cümlecikisim, cümleciğin ne söylediğini adlandırır: the fact that, the question whetherDespite the fact that it was late, we stayed.Geç olmasına rağmen kaldık.
C1be sonrasıThe problem is, This is why, That's what + cümlecikThe problem is where to park.Sorun nereye park edeceğimiz.
C1Edat sonrasısoru sözcüğü veya whether gelir; that öncesinde edat düşerIt depends on whether we can park.Park edip edemeyeceğimize bağlı.
C1İstek bildiren fiillerinsist / demand / recommend + that + özne + yalın fiil; İngiliz İngilizcesi çoğu zaman should eklerShe recommends that he rest.Onun dinlenmesini öneriyor.
Tuzakisim cümleciği düz cümle sırasını korur, do kullanılmazI don't know where the station is.İstasyonun nerede olduğunu bilmiyorum.

Ortaç yantümceleri

KonuKuralÖrnekTürkçe
Biçimler-ing etkendir, having + past participle daha önce olanı bildirir, past participle edilgendirWalking home, I met Tom. / Having finished lunch, we left. / Written in 1990, the book is old.Eve yürürken Tom’la karşılaştım. / Öğle yemeğini bitirince çıktık. / 1990’da yazılan kitap eskidir.
Anlamlarzaman, sebep, sonuç veya eşlik eden bir eylemFeeling tired, she went to bed. / He dropped the plate, breaking it.Kendini yorgun hissettiği için yatağa gitti. / Tabağı düşürdü ve kırdı.
Bağlaçtan sonrawhile, when, before, after, since, on ve by sözcüklerinden sonra -ing gelirBefore signing, read the contract.İmzalamadan önce sözleşmeyi oku.
C1İsimlewith ve without isme kendine ait bir ortaç ya da tümleç verirShe sat with her arms crossed. / With the lights off, the room felt cold.Kollarını kavuşturmuş hâlde oturdu. / Işıklar kapalıyken oda soğuk geldi.
C1Kendi öznesibeing yantümceye kendi öznesini eklerIt being Sunday, the shops were closed.Pazar olduğu için dükkânlar kapalıydı.
C1Koşul ve ödünbaşında past participle, provided, supposing veya though bulunurUsed properly, the product is safe. / Though warned, he went anyway.Doğru kullanıldığında ürün güvenlidir. / Uyarılmasına rağmen yine de gitti.
C1Sonuçthereby + V-ing ana cümlenin tamamının sonucunu bildirirPrices rose, thereby forcing shops to close.Fiyatlar yükseldi ve bu yüzden dükkânlar kapanmak zorunda kaldı.
Özneyantümce, ana cümlenin öznesini paylaşırOpening the box, Maria found a note.Kutuyu açarken Maria bir not buldu.
Tuzakbaşka bir yapan için tam cümle ya da yeni bir ana özne gerekirWalking down the road, he was hit by a car.Yolda yürürken bir araba tarafından çarpıldı.

Vurgu ve yarık cümleler

KonuKuralÖrnekTürkçe
Vurgulu dodo / does / did + yalın fiil vurgu alırShe did tell me.O bana gerçekten söyledi.
it ile yarık cümleIt + be + odak + who / that + cümleIt was Tom who broke it.Onu kıran Tom’du.
wh- ile yarık cümleWhat + cümle + be + odak; veya ters sırayla: odak + be + what + cümleWhat I need is a holiday.İhtiyacım olan şey bir tatil.
İsimle kurulan söz kalıplarıall, the thing, the reason ve the place yan cümleyi açarAll I want is peace and quiet.Tek istediğim huzur ve sessizlik.
C1Odak olarak yan cümleodak bir yan cümle olabilir: only when, not until, becauseIt was only when she left that I realised.Ancak o gittiğinde fark ettim.
C1Açıklayıcı yarık cümlebir nedeni reddeder, gerçek nedeni söylerIt isn't that I don't like her; it's that I'm busy.Ondan hoşlanmadığımdan değil, meşgul olduğumdan.
C1Cevaplaryarık cümle bir wh- sorusunu yanıtlar; ana vurgu odağa düşerWho broke it? — It was Tom.Bunu kim kırdı? — Tom kırdı.
Tuzakwho veya that odağın yerini tutar: ikinci bir özne ya da nesne gelmezIt was Ana that I met.Karşılaştığım kişi Ana’ydı.

Devrik cümle ve öne alma

KonuKuralÖrnekTürkçe
Sıraolumsuz zarf tümleci + yardımcı fiil + özne + fiil; yardımcı fiil yoksa do, does veya didNever have I seen such a crowd. / Rarely does she complain.Böyle bir kalabalığı daha önce hiç görmedim. / Nadiren şikâyet eder.
Olumsuz zarf tümleçlerinever, rarely, little, nowhere, not once, on no accountLittle did he know what was coming.Başına neler geleceğinden haberi bile yoktu.
Hardly ve no soonerhardly ve scarcely when ile, no sooner ise than ile kullanılır; önce Past Perfect gelirNo sooner had he arrived than it began to rain.Daha gelir gelmez yağmur başladı.
Not only, not until, onlyana cümlede sıra değişir; diğer cümle sırasını korurNot until he left did I understand.Ancak o gittikten sonra anladım.
So ve suchso + sıfat ya da zarf veya such + be, ardından thatSo tired was she that she fell asleep.Öyle yorgundu ki uyuyakaldı.
Nor ve neitherilk cümlenin yardımcı fiili, sonra özneShe didn't call, nor did she write.Aramadı, yazmadı da.
Tuzaközne yardımcı fiilin ardından gelir, zarf tümlecinin değilNot only did she win, but she also set a record.Sadece kazanmakla kalmadı, bir de rekor kırdı.
Tuzakdo, does ve did sonrasında fiil yalın biçimdedirRarely does he come late.Nadiren geç gelir.

Eksiltme ve yerine koyma

KonuKuralÖrnekTürkçe
KatılmaSo / Neither + yardımcı fiil + özne; gündelik dilde Me too / Me neitherI like tea. — So do I.Çayı severim. — Ben de.
so ve notso ya da not, think, hope ve suppose sonrasında bir cümlenin yerini tutarIs it open? — I think so.Açık mı? — Sanırım öyle.
oneone ya da ones sayılabilir bir ismin yerini tutarI like the red one.Kırmızı olanı seviyorum.
do sodo so resmîdir; do it ve do that gündelik dildedirI asked him to leave, and he did so.Ondan gitmesini istedim, o da gitti.
Eşgüdümikinci cümle tekrarlanan fiili ya da yardımcı fiili düşürürTom likes tea and Ann coffee.Tom çayı, Ann ise kahveyi sever.
toto, fiili düştüğünde kalırCome if you want to.İstersen gel.
Kısaltılmış cümleif, when ve although sonrasında özne ile be düşerIf necessary, call me.Gerekirse beni ara.
C1İsimlerthose, that of ve the latter daha önce geçen bir isme geri gönderirPrices here are higher than those in town.Buradaki fiyatlar şehir merkezindekilerden yüksek.
C1Konuşmacümlenin başı düşer: özne ve ilk yardımcı fiilGot a minute?Bir dakika?
C1Bütün bir cümleit, this, that ve which bütün bir cümleye gönderme yaparHe passed, which surprised us.Geçti, bu da bizi şaşırttı.
C1Kısa cevaplarwh- sorusuna yalnızca eksik öbek söylenir; kısaltılmış cümle tek bir öbek eklerTom left, and Ann too.Tom gitti, Ann da.
Tuzakneither ve nor zaten olumsuzdur, bu yüzden yardımcı fiil olumlu kalırI can't swim. — Neither can I.Yüzme bilmiyorum. — Ben de bilmiyorum.

Söylem belirteçleri ve yumuşatma

KonuKuralÖrnekTürkçe
Konuşma dilinin belirteçleriher biri bir iş görür: başlamak, konu değiştirmek, geri dönmek, kontrol etmek, düzeltmek, bitirmekBy the way, did you call Anna?Bu arada, Anna'yı aradın mı?
Yumuşatıcılarbir sözcüğü ya da iddiayı hafifletir: sort of, a bit, I'd sayI'd say it's a bit late.Bence biraz geç oldu.
Belirsiz dilor so, and so on ve or something ayrıntıyı açık bırakırLet's have a coffee or something.Bir kahve içelim ya da onun gibi bir şey.
Söz sırasıkalıp ifadeler sözü korur, sözü keser, onaylar ve dinlediğini gösterirSorry to interrupt, but the shop closes at five.Sözünüzü kestiğim için özür dilerim ama mağaza beşte kapanıyor.
C1Konuşanın tutumufrankly, to be fair ve in fact konuşanın bir noktaya nasıl baktığını gösterirTo be fair, he did say sorry.Adil olmak gerekirse, özür diledi.
C1Akademik yumuşatmatend to, may ve suggest bir iddiayı kanıtına uydurur; pekiştiriciler onu güçlendirirPrices tend to rise in summer.Fiyatlar yazın artma eğilimindedir.
C1Dolaylılıkbir isteği ya da karşı çıkışı yumuşatır: I was wondering if, with all due respectI was wondering if you could help me.Bana yardım edebilir misiniz diye düşünüyordum.
C1Mesafe koymaallegedly, reportedly ve so-called bir iddiayı başkalarına atfederThe man allegedly took the car.Adam iddiaya göre arabayı almış.
C1Tuzakaccording to bir kaynağı gösterir; kendi görüşünü in my opinion ile söylersinIn my opinion, the plan is weak.Bence plan zayıf.

Sıfatlar ve zarflar

Sıfatlar ve sıfat sırası

KonuKuralÖrnekTürkçe
sıfat + isimsıfat ismin önünde yer alırShe has a new phone.Onun yeni bir telefonu var.
fiil + sıfatfiil be, look, feel, sound, taste veya smell olduğundaYou look tired.Yorgun görünüyorsun.
A2Birden çok sıfatgörüş, boyut, yaş, şekil, renk, köken, malzeme, amaça nice old wooden chairgüzel eski tahta bir sandalye
A2-ed / -ing-ed: kişinin nasıl hissettiği; -ing: buna neyin yol açtığıI'm bored. / The film is boring.Sıkıldım. / Film sıkıcı.
B2Tek konumasleep yalnızca fiilden sonra, main yalnızca isimden önce gelirThe baby is asleep. / Use the main door.Bebek uyuyor. / Ana kapıyı kullan.
B2İsimden sonra-thing ve -one sözcüklerinden sonra gelir; bazı sıfatlar isimden sonra yer alırI want something new. / the seats availableYeni bir şey istiyorum. / mevcut koltuklar
B2the + sıfatbütün bir grubu adlandırır ve çoğul fiil alırThe rich are not always happy.Zenginler her zaman mutlu değildir.
B2Tümleçto ve bir fiil, bir that cümlesi veya -ing; kind sıfatı of alırIt is kind of you to help.Yardım etmen çok nazik bir davranış.
C1Niteleyicilertireli öbek isimden önce, uzun öbek isimden sonra geliran easy-to-use app / a man proud of his sonkullanımı kolay bir uygulama / oğluyla gurur duyan bir adam
C1Vurgubazı sıfatlar ismi güçlendirir ve ondan önce gelira complete idiot / a sheer waste of timetam bir salak / tam bir zaman kaybı
Tuzaktekil ve çoğul için tek biçimtwo red carsiki kırmızı araba
A2Tuzakboyut renkten önce, yaş malzemeden öncea big red bag / an old wooden tablebüyük kırmızı bir çanta / eski tahta bir masa

Karşılaştırma ve üstünlük dereceleri

KonuKuralÖrnekTürkçe
Tek heceli sıfatlar ya da -y ile biten iki heceli sıfatlar+ er / + estTrains are faster than buses. / It's the cheapest.Trenler otobüslerden daha hızlı. / En ucuzu bu.
Yazım-e ile bitenlere r eklenir; y, i olur; son ünsüz ikilenirnice → nicer / happy → happier / big → biggerhoş, daha hoş / mutlu, daha mutlu / büyük, daha büyük
İki ya da daha fazla heceli diğer sıfatlarmore + sıfat / the most + sıfatThis bag is more expensive.Bu çanta daha pahalı.
Düzensiz biçimlergood → better → the best / bad → worse → the worstIt's the best film of the year.Yılın en iyi filmi bu.
karşılaştırma derecesi + thaniki şeyi karşılaştırır; konuşmada than sonrasında nesne zamiri gelirShe is taller than me.O benden daha uzun.
the + üstünlük derecesi + in / ofüç ya da daha fazla şey arasında en üstteki; yer ya da grupla in, sayıyla of kullanılırShe is the tallest in the class.Sınıfın en uzunu o.
as + sıfat + as / not as + sıfat + aseşitlik; eşitsizlikMy flat is as big as yours. / Tea is not as strong as coffee.Benim dairem seninki kadar büyük. / Çay kahve kadar kuvvetli değil.
B2Niteleyicilermuch ve far karşılaştırma derecesini, by far üstünlük derecesini güçlendirirIt is far cheaper. / It is by far the best.Bu çok daha ucuz. / Bu açık ara en iyisi.
B2the + karşılaştırma derecesi + the + karşılaştırma derecesibir değişiklik bir diğerini getirirThe more you practise, the better you get.Ne kadar çok pratik yaparsan o kadar iyi olursun.
B2Like mı as mılike benzerlik bildirir; as bir rol belirtir ya da cümle alırShe sings like a professional. / She works as a nurse.Profesyonel biri gibi şarkı söylüyor. / Hemşire olarak çalışıyor.
C1Kalıplaşmış ifadelerall the more, none the wiser, the less said the betterI read it and I am none the wiser.Okudum, ama öncekinden fazla bir şey anlamadım.
Tuzakbetter ve worse zaten karşılaştırma derecesindedirThis is better.Bu daha iyi.

Sıklık ve durum zarfları

KonuKuralÖrnekTürkçe
Sıklıkne sıklıkla: always (100%), usually, often, sometimes, never (0%)I always walk to work.Her zaman işe yürüyerek giderim.
A2Durumnasıl olduğu: sıfat + ly; y → ilyHe walks slowly. / They sing happily.Yavaş yürür. / Neşeyle şarkı söylüyorlar.
A2Durum: düzensizfast, hard, late ve early sıfatla aynı biçimdedirHe runs fast.Hızlı koşar.
How often?sıklık ifadeleri sonda yer alırHow often do you swim? — I swim every day.Ne sıklıkla yüzersin? — Her gün yüzerim.
Sıklık: konumana fiilden önce, be fiilinden sonraI often walk. / She is always late.Sık sık yürürüm. / O her zaman geç kalır.
A2Sıklık: yardımcı fiil ileyardımcı fiil ile ana fiil arasındaI can never find my keys.Anahtarlarımı hiçbir zaman bulamam.
A2Durum: konumfiilden sonra ya da nesneden sonraHe opened the door slowly.Kapıyı yavaşça açtı.
B2İki zarfsıfatla aynı biçimdeki zarf ile -ly biçimi farklı anlamlara gelebilirThey work hard. / I hardly know him.Sıkı çalışıyorlar. / Onu neredeyse hiç tanımıyorum.
B2Sıklık: ifadelerseldom, scarcely ever, every other day, now and thenWe meet twice a week.Haftada iki kez buluşuyoruz.
B2Sıklık: sorularözne ile ana fiil arasındaDo you often eat out?Sık sık dışarıda yemek yer misin?
B2Zarflarda karşılaştırmatek hecede -er, -ly ile biten zarflarda moreShe types faster than me. / Drive more carefully.O benden daha hızlı yazar. / Daha dikkatli sür.
A2Tuzakgood ismi niteler; well fiili nitelerShe sings well.İyi şarkı söyler.

Too, enough, so ve such

KonuKuralÖrnekTürkçe
too + adjective / adverbgerekenden fazla; sonuç to + V ile gelirThe box is too heavy for me to lift.Kutu, kaldıramayacağım kadar ağır.
sıfat + enough / enough + isimenough, sıfattan sonra ve isimden önce gelirShe is old enough to drive. / We have enough chairs.O, araba kullanabilecek yaşta. / Yeterince sandalyemiz var.
so + adjective / adverbsonuç that ile gelirI was so tired that I fell asleep.O kadar yorgundum ki uyuyakaldım.
such a + sıfat + tekil isim / such + sıfat + çoğul isimsuch isimle, so sıfat ya da zarfla kullanılırIt's such a good film. / They are such nice people.Bu çok iyi bir film. / Onlar çok iyi insanlar.
B2Daha güçlü ya da daha zayıffar too ve a little too; more than enough, not nearly enoughIt is far too hot. / We have more than enough food.Hava fazlasıyla sıcak. / Yiyeceğimiz fazlasıyla yeter.
B2Sonuç ya da amaçso sonuç bildirir; so that ve so as to amaç bildirirIt was so cold that the lake froze. / We left early so that we could get seats.Hava o kadar soğuktu ki göl dondu. / Yer bulabilelim diye erken çıktık.
C1Resmî dereceso much so that, to such an extent that, so foolish as toHe was nervous, so much so that he could not speak.Gergindi, hem de öyle ki konuşamıyordu.
C1something of a + isimenough of a, not much of a, something of aShe is something of an expert.O, bir bakıma uzman sayılır.
Tuzaknot + sıfat + enoughThe room is not big enough.Oda yeterince büyük değil.
Tuzakso many + çoğul isimI have so many friends.Pek çok arkadaşım var.

Derece, odak ve tutum zarfları

KonuKuralÖrnekTürkçe
Sıfatlarla derecevery derecelendirilebilir sıfatlarla, absolutely uç anlamlı sıfatlarla kullanılırIt's very cold. / It's absolutely freezing.Hava çok soğuk. / Hava dondurucu soğuk.
Quitequite, derecelendirilebilir sıfattan önce orta dereceyi, uç anlamlı sıfattan önce tam dereceyi bildirirIt's quite good. / I'm quite sure.Oldukça iyi. / Oldukça eminim.
Fiillerle dereceçoğu fiilden önce gelir; very much ve a lot fiilden sonra gelirI totally agree. / I like it very much.Tamamen katılıyorum. / Çok hoşuma gidiyor.
Odakodak zarfı, vurguladığı sözcüğün yanında yer alırOnly Tom came. / Tom came only on Monday.Yalnızca Tom geldi. / Tom yalnızca pazartesi günü geldi.
Still ve no longerstill sürmekte olduğunu; no longer ve any more sona erdiğini bildirirShe still lives here. / She no longer lives here.Hâlâ burada yaşıyor. / Artık burada yaşamıyor.
Cümle zarflarıtüm cümleyi yorumlar; başta olduklarında virgül gelirLuckily, nobody was hurt.Şans eseri, kimse yaralanmadı.
C1Yumuşatıcılarhardly, scarcely ve barely olumsuz anlamlıdır: ikinci bir olumsuzluk gelmezI can hardly see.Zar zor görebiliyorum.
C1Eşdizimlerpekiştirici, sıfatın anlamına göre seçilirhighly unlikely / deeply concernedçok düşük ihtimalli / derinden endişeli
C1Tutum zarflarıkonuşurun ne kadar emin ya da ne kadar adil olduğunu gösterirArguably, it is her best book.Bu, onun en iyi kitabı sayılabilir.
Tuzakuç anlamlı sıfat absolutely veya really alırThe soup is absolutely delicious.Çorba kesinlikle harika.

Edatlar

Zaman edatları: in, on, at

KonuKuralÖrnekTürkçe
atsaatler, night, midday, Christmas, Easterat 9:30 / at nightsaat 9:30’da / geceleri
ongünler, tarihler ve günün bir bölümüyle birlikte bir günon Monday morning / on 5 Maypazartesi sabahı / 5 Mayıs
inaylar, mevsimler, yıllar, morning, afternoon, eveningin January / in summerocak ayında / yazın
Süresüre at, on, in sırasıyla uzarat 7 o'clock / on Monday / in Julysaat 7’de / pazartesi / temmuzda
Edat yokthis, next, last, every, today, tomorrow sözcüklerinden önceI'm busy this week. / I walk every morning.Bu hafta meşgulüm. / Her sabah yürürüm.
B2By ve untilby son tarihi, until ise sürüp giden bir durumu bildirirSend it by Friday. / I'm away until Friday.En geç cuma gününe kadar gönder. / Cumaya kadar yokum.
B2For, during, whilefor süreyi bildirir, during bir isimle, while ise bir cümleyle kullanılırWe waited for two hours. / He slept during the film. / The phone rang while he slept.İki saat bekledik. / Film sırasında uyudu. / O uyurken telefon çaldı.
B2In, within, afterin two days iki gün geçtikten sonrayı, within two days ise iki gün bitmeden öncesini anlatırIt arrives in two days. ≠ It arrives within two days.İki gün sonra gelir. ≠ İki gün içinde gelir.
C1Resmî dilprior to, following, upon ve as of resmî dildedirPrior to the meeting, read the report. / Upon arrival, call the office.Toplantıdan önce raporu oku. / Varışta ofisi ara.
C1Dönemleron yıllık dönemler, mevsimler ve yaklaşık zamanlarShe was born in the early 1990s. / I'll arrive around six.1990’ların başında doğdu. / Altı sularında gelirim.
Tuzaktarihler on, aylar in ile kullanılırMy birthday is on 5 May. / It's cold in January.Doğum günüm 5 Mayıs. / Ocak ayında hava soğuk.
Tuzakthe weekend için at kullanılırWe relax at the weekend. (ABD: on the weekend)Hafta sonu dinleniriz.

Yer ve hareket edatları

KonuKuralÖrnekTürkçe
inbir alanın içi, şehir ya da ülkein the bag / in Madridçantada / Madrid’de
onbir yüzeyle temason the table / on the wallmasanın üstünde / duvarda
atbir nokta ya da amacına göre bir yerat the door / at homekapıda / evde
Kalıp ifadelerthe olmadan: at home, at work, in bed, to schoolShe's at work. / I go to work.O işte. / İşe giderim.
behind, neardoğrudan ismin önünde yer alırI live near the park.Parkın yakınında yaşıyorum.
to / frombir yere ve bir yerden hareket; home, go fiilinden hemen sonra gelirWe go to the beach. / I go home.Plaja gideriz. / Eve giderim.
A2in → into / on → onto / at → toyer, harekete dönüşürShe goes into the kitchen. / The cat jumps onto the sofa.Mutfağa girer. / Kedi kanepenin üstüne zıplar.
A2along, across, throughhareketin yoluWe walk across the bridge. / The train goes through a tunnel.Köprüden karşıya yürürüz. / Tren bir tünelden geçer.
A2arrivearrive in şehir ya da ülke için; arrive at bina içinWe arrive in Paris. / I arrive at the office.Paris’e varırız. / Ofise varırım.
A2Ulaşımget on a bus, train, plane, bike; get in a car, taxiI get on the bus. / She gets in the taxi.Otobüse binerim. / O taksiye biner.
B2Konum ve yönbetween ile among, towards ile to gibi çiftlerShe sat between Tom and Ana. / He ran towards the gate.Tom ile Ana’nın arasına oturdu. / Kapıya doğru koştu.
C1Soyut ve resmîunder control gibi durumlar ve on behalf of gibi sözcük gruplarıThe fire is under control. / I write on behalf of the team.Yangın kontrol altında. / Ekip adına yazıyorum.
Tuzaknext to ve in front of ifadeleri to ve of sözcüklerini korurnext to the café / in front of the schoolkafenin yanında / okulun önünde

Sabit edatlar

KonuKuralÖrnekTürkçe
Fiilfiil + edat + isim; edatı fiil belirlerI depend on my parents.Anne babama bağımlıyım.
Sıfatsıfat + edat + isim; çift birlikte öğrenilirShe is afraid of spiders.O, örümceklerden korkar.
İsimisim + edat + isim; çift birlikte öğrenilirWhat is the reason for the delay?Gecikmenin nedeni nedir?
Edattan sonrabir isim, nesne zamiri ya da -ing biçimiShe insisted on paying.Ödemekte ısrar etti.
Sorular ve edilgen çatıedat fiilinin yanında kalırWhat are you waiting for?Neyi bekliyorsun?
İki edatedat anlamı değiştirirI'm looking for a map. / She looks after her brother.Bir harita arıyorum. / O, kardeşine bakıyor.
C1Ortaçlarortaçlar sabit edatlarla kullanılır; committed to sonrasında -ing gelirThe film is based on a true story. / We are committed to helping.Film gerçek bir hikâyeye dayanıyor. / Yardım etmeye kararlıyız.
C1Daha ince ayrımlartek sözcük, iki anlam: responsible for bir görevle, responsible to bir kişiyle kullanılırHe is responsible to the manager. / I prefer tea to coffee.Müdüre karşı sorumludur. / Çayı kahveye tercih ederim.
C1Akademik isimlerher soyut isim tek bir edatla kullanılırthe impact on small shops / a link between sleep and memoryküçük dükkânlar üzerindeki etki / uyku ile bellek arasındaki bağ
C1Resmî fiillerresmî fiiller sabit edatlarla kullanılırStaff must comply with the rules. / Costs amount to ten thousand pounds.Personel kurallara uymak zorundadır. / Maliyet on bin sterlini bulur.
Tuzakdiscuss, mention, enter ve attend edat almazWe discussed the plan.Planı görüştük.
C1Tuzakcomprise ve emphasise edat almazThe course comprises six units.Kurs altı üniteden oluşur.

Sözcük türetme

Önekler ve sonekler

KonuKuralÖrnekTürkçe
Sonekler-tion / -ment / -ness isim, -able / -ful / -ous sıfat türetireducate → education / kind → kindness / enjoy → enjoyableeğitim / nezaket / keyifli
Fiil türetme-ise / -ify / -en / en- fiil türetirsimple → simplify / short → shorten / rich → enrichbasitleştirmek / kısaltmak / zenginleştirmek
Olumsuzluk önekleriun- / in- / dis- / non- / mis- olumsuzluk katar; in- öneki im-, il-, ir- olurhappy → unhappy / agree → disagreemutsuz / aynı fikirde olmamak
Diğer öneklerre- yeniden, over- fazla, under- az, ex- eskiwrite → rewrite / cook → overcook / wife → ex-wifeyeniden yazmak / fazla pişirmek / eski eş
Sesbazı sonekler vurguyu kaydırır ve ünlüyü kısaltırˈphotograph → photoˈgraphic / divide → divisionfotoğrafik / bölme
Tuzakpossible sözcüğü in- alır; p harfinden önce im- olurIt is impossible to finish today.Bugün bitirmek imkânsız.
C1Üretken sonekler-ish / -y / -able / -ify / -ism yeni köklere serbestçe eklenirdownload → downloadable / solid → solidifyindirilebilir / katılaştırmak
C1-ity / -ness-ity genellikle Latince kökenli bir sıfattan sonra, -ness ise Cermen kökenli bir sıfattan sonra gelirpossible → possibility / kind → kindnessolasılık / nezaket
C1Birleşen biçimlerYunanca ve Latince biçimler teknik sözcükler yaparbiology / geography / telephonebiyoloji / coğrafya / telefon
C1ÜslupLatince kökenli sözcükler, Cermen kökenli karşılıklarından daha resmî duyulurbegin = commence / enough = sufficientbaşlamak / yeterli

Bileşik sözcükler ve tür dönüşümü

KonuKuralÖrnekTürkçe
Bileşik isimson sözcük ana sözcüktür; ilk sözcük anlamını daraltıra bus stop / a swimming poolotobüs durağı / yüzme havuzu
Bileşik sıfatsayıdan sonra tekil isim; isimden ya da zarftan sonra ortaça ten-minute walk / home-made jam / a well-known authoron dakikalık bir yürüyüş / ev yapımı reçel / tanınmış bir yazar
Tür dönüşümüsözcük biçim değiştirmeden tür değiştirir; ekler düzenlidirI'll email you. / Let's go for a run.Sana e-posta atarım. / Hadi koşuya çıkalım.
Kısaltılmış biçimlerkırpmalar ve kaynaştırmalar birer sözcüktür; baş harf kısaltmaları sese göre a ya da an alırI go to the gym. / an MPSpor salonuna giderim. / bir milletvekili
C1Anlam ilişkisiilk isim maddeyi, amacı, yeri, eylemi yapanı ya da zamanı gösterira gold ring / a bus driveraltın yüzük / otobüs şoförü
C1Çoğul niteleyicibirkaç niteleyici çoğul biçimini korura sports car / a women's magazinespor araba / kadın dergisi
C1İkilemetekrarda ünlü değişir; i ünlüsü a ya da o ünlüsünden önce gelirzigzag / ping-pongzikzak / pinpon
C1Üretken öğe-free, -proof ya da -led gibi bir öğe yeni sıfatlar türetira sugar-free drinkşekersiz bir içecek
Tuzaksayıdan sonraki isim tekil kalıra five-year-old boybeş yaşında bir oğlan

Okuma dili

Emeği geçenler