| Cümle sonu | dolaylı sorudan sonra nokta, doğrudan sorudan sonra soru işareti | She asked where I was going. / Where are you going? | Nereye gittiğimi sordu. / Nereye gidiyorsun? |
| Virgül: cümleler | baştaki cümleden sonra; but, so ve yet öncesinde | If it rains, we stay in. / I was tired, so I went home. | Yağmur yağarsa evde kalırız. / Yorgundum, bu yüzden eve gittim. |
| Virgül: ara ifadeler | ek bilginin iki yanında bir çift virgül | Anna, who lives here, is a nurse. | Burada yaşayan Anna bir hemşire. |
| Kesme işareti | kısaltmalar ve sahiplik; çoğulda ve its sözcüğünde kullanılmaz | I don’t know. / two CDs / the dog wagged its tail | Bilmiyorum. / iki CD / köpek kuyruğunu salladı |
| İki nokta ve noktalı virgül | iki nokta açıklama başlatır; noktalı virgül ilgili cümleleri bağlar | Two options: stay or go. / Tom likes tea; Ana likes coffee. | İki seçenek var: kalmak ya da gitmek. / Tom çayı sever; Ana kahveyi sever. |
| Kısa çizgi ve tire | isimden önce kısa çizgi, sonra yok; aralıklar için orta tire | a well-known author / the years 1990–2000 | tanınmış bir yazar / 1990–2000 yılları |
| Tırnak işareti | tek tırnak; konuşanı belirtmeden önce virgül tırnağın içinde kalır | ‘Come in,’ she said. | “İçeri gel,” dedi. |
| Büyük harfler | İngilizcede özel adlar, uyruklar, diller, günler ve aylar büyük harfle başlar; mevsimler başlamaz | She teaches Spanish on Mondays in summer. | Yazın pazartesi günleri İspanyolca öğretir. |
| C1Virgül ve anlam | virgüllü cümle ek bilgi verir; virgülsüz cümle kimden söz edildiğini belirtir | my brother who lives in Leeds ≠ my brother, who lives in Leeds, | Leeds’te yaşayan erkek kardeşim / erkek kardeşim, ki Leeds’te yaşıyor, |
| C1Cümle başı öbekleri | başta gelen ortaç öbeğinden veya bağımsız yapıdan sonra virgül gelir; that öncesinde virgül yoktur | Having finished, she left. / The work done, they went home. | İşini bitirince gitti. / İş bitince eve gittiler. |
| C1Tire, iki nokta, noktalı virgül | iki nokta açıklar, noktalı virgül dengeler, tire vurgular | I knew the answer – but I said nothing. | Cevabı biliyordum – ama bir şey söylemedim. |
| Tuzak | its sahipliği gösterir; it’s = it is veya it has | The dog wagged its tail. ≠ It’s raining. | Köpek kuyruğunu salladı. / Yağmur yağıyor. |